3 Mayıs 2010 Pazartesi

Halkın Takımı Küba'da!

1 Mayıs 2010 Havana Küba
“Viva 1 Mayo – Beşiktaş – El Equipo del Pueblo” (Yaşasın 1 Mayıs – Beşiktaş – Halkın Takımı)

2 Mayıs 2010 Pazar

Halkın Takımı Taksim'de

1mayıs için yeni beste

faşizme inat kardeşimsin hrant

lalalay lay lalalay lay 1 mayıs

13 Aralık 2009 Pazar

Burada Futbol Mart’ta Başlar

Serendipity - Yüzünde o müstehzi gülümseme, kırık dökük Türkçesiyle diyor ki , “CSK – Beşiktaş kardeşlik maçı!”. Önce anlamıyorum karşımdaki İngiliz’in ne demek istediğini; ama o devam ediyor “Avrupa’da futbol mart ayında başlar, ondan öncesinde kardeş kardeş oynarlar”. Birkaç kez gıcık oluyorum kendisine. Doğru söylediği için, 4 büyükten birisini değil de Sunderland’ı tuttuğu için, doğru söylediği için, dalga geçtiği için, doğru söylediği için, bir gece önce Beşiktaş 2-1 yenildiği için, doğru söylediği için…

O günün akşamına radyoda bir konuşma, “Beşiktaş beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Bu gruptan çıkmalıydı. En azından bir Avrupa Ligi değil mi ama. Hele şu CSK’nın çıktığını düşündükçe…” Bu sefer gıcık olmuyorum, Türkçe ya! Hadi canım, diyesim var. Sanki Beşiktaş Avrupa Ligi ölçüsünde top oynadı mı 6 maçlık seride. Turnuva başlarken 3 puan hakkınvar, hangi takımdan almak istersin diye sorsalar herkes, aman Manu olmasın da, demez miydi? Gel gör ki, oynattığı futbol kadar taktisyenliğiyle de meşhur Mustafa Hoca aldığı 3 puanı havaalanında bırakıp gelse de pek fark etmeyecekti. Zaten Manu maçının iki starının da 35’lik olması bir şeyler anlatıyordu bize. Öyleki 35’liklerden İbrahim Üzülmez gösterdiği doğa üstü performans nedeniyle hocası tarafından dinlendirildi ve Diyarbakır maçında oynatılmadı. Oysa ben Manu panteri Rüştü’nün CSK maçında dinlendirilmesini tercih ederdim. Hakan’ın sakatlığında Korcan İnönü’ye, İnönü Korcan’a hasret.

Futbol baronları iki yıldır Beşiktaş orta sahasının yaratıcılıktan uzak olduğunu söylüyorlar. Ernst’in harika bir asker olduğunu; ama yaratıcı olmadığını, oyun kurma vasfına haiz olmadığını söylemeyeni yorumcudan saymıyor kimse. Ben bu tür eleştirinin Brezilya tipi futbol anlayışının mutlaklaştırılması olduğunu düşünüyorum. Orta saha jonglörlü futbol evet göze hoş geliyor, keyiflendiriyor; ama olmazsa olmaz mıdır, bir düşünmek lazım. (Burada bir parantez açarak Ernst veya Fink’ten söz ederken yorumcu baronların ‘Alman malı’, ‘Alman panzeri’ gibi benzetmelerinin futbol söylemine sinmiş gizil bir ırkçılığın dışavurumu olduğunuj söylemek isterim). CSK maçında Beşiktaş soldan yüklenirken oyunun kilitlendiği anlarda “yaratıcı olmayan” Ernst , ters kanatta topu Kaş veya Ekrem’le buluşturarak rakip savunmanın ters ayakta yakalanmasını sağladı defalarca. Ama o sağ kanat topçuları kramponlarını tersten giydikleri için pek bir şey yapamadılar, o ayrı.

Müstefi Asbaşkanı tarafından sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade edebilmek için “Bunu maalesef değerli değerlendiriciler böyle değerlendirdiler” gibi cümlelerin kurulabildiği bir klüp haline getirilen Beşiktaş’ın bir şampiyonlar ligi macerasından 4 gol ve 4 puanla ayrılması bir başarı olarak da değerlendirilebilir.

Annemizin ligine dönecek olursak; Beşiktaş karne tatiline önündeki 6 puanı da alarak girerse süreci en az hasarla atlatmış olacak diyebiliriz. Ama Eğer mevcut yönetim Ocak’ta seçimi kaybederse yeni kabinenin kucağına bir saatli bomba bırakmış olacak. Delgado’nun gelişi Tabata’nın sinişi mi olacak, Beşiktaş bu süreci nasıl yönetecek bilinmez.

Bir Komplo Sunderland’lı bir İngiliz’in örseleyici espirisiyle başladığım bu yazıyı Antep işi bir komplo teorisiyle bitirmeme izin verin. Komplo bu ya, Ocak ayı geldiğinde İbrahim Kızıl federasyona başvurarak Beşiktaş Kulübü’nün Tabata’nın transferinden kaynaklanan borcunu vadesi dolduğu halde ödemediği gerekçesiyle şikayette bulunur. Federasyon Beşiktaş Kulübü’ne belli bir süre verir ve borcunu ödemesini ister. Beşiktaş bu süre içinde de borcunu ödemez. Gerekli tüm süreç işletilir ve federasyon Tabata’nın eski takımına iadesine ve Beşiktaş Klübü’nün de bilmem şu kadar euro ceza ödemesine karar verir. Böylece Antep yarım sezonluk bir kiralama işinden iyi para kazanmış olur, Beşiktaş da Delgadosuz dönemi 8,5 milyonlar harcamadan atlatmış olur. Ya bu senaryo gerçek olacaktır ya da Beşiktaş’ın vay haline’dir.
Bu yazı 12 Aralık 2009'da Birgün Gazetesi'ndeki "Yamalı Meşin" köşesinde yayımlanmıştır.

26 Kasım 2009 Perşembe

Happy Birhtday Valerie

Manchester United 0 - Beşiktaş 1

Serendipity - Topu üçüncü bölgeye kadar hiçbir baskıyla karşılaşmadan, kısa paslarla getiriyor; ama oradan dördüncü bölgeye aktarmakta acemilikler yaşıyorsan yapacağın şey o bölgeden kaleye sert, aşırtma, plase şut değil de nedir?

Tello bunu yaptı, gönlümüzü kazandı. Üstelik eşinin doğum gününde :)

22 Kasım 2009 Pazar

Eski günlerdeki gibi...

Beşiktaş 3 - Fenerbahçe 0

Serendipity - Eski günlerde de böyleydi hep. Onlar gelirdi Dolmabahçe'ye biz yenerdik. Biz giderdik Kadıköy'e yine biz yenerdik. Hem de dün akşam olduğu gibi güle oynaya.
Şu fotoğraftaki ikiliye dikkat etmek gerekiyor ama. Bu iki arkadaşın futbolculukla ilgileri tartışılabilir. Kimileri onları futbolcu olarak da kabul edebilirler; ancak dün akşam çıplak gözle bir kez daha gördüm ki bu iki arkadaş birer ajitatör, provokatör ve terminatör.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız. Kimliğimiz Budur!


Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız....

Kimliğimiz budur.
Her birimize kimlik sorulacağı ilanı yapılarak potansiyel suçlu muamelesine maruz kıldığınız bizler, bu ülkenin insanlarıyız...

Halkız, Beşiktaşlıyız...

Bizleri tanımıyor değilsiniz;

İşçiyiz, işsiziz, öğrenciyiz, öğretmeniz, şairiz, memuruz, tezgahtarız, yazarız, çizeriz.
Bildiğin işportacıyız, çiftçiyiz...
Köydeki çoban, denizdeki balıkçı, yoldaki şoförüz.

Kadın-erkek, kimimiz yaşlı kimimiz genciz…
Yeni doğmuş bir bebek, sokakta kovaladığın çocuğuz.

Ezcümle;
Halkız, Beşiktaşlıyız.

Biz, Büyük Beşiktaş Taraftarıyız.

1 Kasım 2009 Pazar

Gökçek Size Yakışıyor, Siz Gökçek'e!

Beşiktaş 1- Ankaragücü 0

Serendipity- Ülkenin güzel tribün dostluklarından birisi (kaç tane var ki bunlardan) Bursa Spor ile Ankaragücü arasında tesis edilmiştir, bilirsiniz. Trajik de bir hikayesi vardır. Üniversite okumak için Ankara'ya gelen Bursa'lı iki kardeş, sırtlarında Bursa formalarıyla Ankaragücü tribünlerinin müdavimi olurlar. Kabul de görürler. İki taraftar arasında böylelikle bir yakınlaşma başlar. Daha sonra kardeşlerden birisi bir tarafik kazasında ölünce (#edit: ölüm nedeni için bkz. aşağıdaki düzeyli (!) yorum) Ankaragüçlüler cenaze törenine giderler...

Bu dostluk Bursa ile Ankara arasında pek çok ortak noktanın oluşmasını da sağlar. Bu ortak noktalardan birtanesi yakın zamana kadar Beşiktaş düşmanlığıydı, malumunuz. Bir kaç hafta önce Bursa-Diyarbakır maçında ırkçılığın ve faşizmin "rap rap" sesleri çalındı kulağımıza. Bursa taraftarı Diyarbakır'ın "Kürt"lüğü üzerine söz söyleme cüreti gösteriyordu. Bunu gören Ankaragüçlüler de dün akşam İnönü'de Çarşı'dan Alen'in "Ermeni"liği üzerine kendilerince söz söyleme girişiminde bulundular. Bu girişim püskürtülünce de samast'lardan hayal'lerden tanıdık nidalara başvurdular "ya allah bismillah allahuekber!". Küffar iline cihada gelmiş meğer hazretler.

Sevebilmek - Sevmeyi bilmek
Hayatında bir kez olsun bir başkasını, diğerini, ötekini sevebilmiş olan, yani sevmeyi bilen insan bir daha asla bir başkasının, diğerinin, ötekinin, yani hiçkimsenin kötülüğünü isteyemez, ona kötü söz söyleyemez, onu incitemez diye bir inancım var. Bursa ile Ankara arasındaki dostluğun temelini sevgi ve saygıdan almadığı, bir tür kötülük dayanışması olduğu çıktı ortaya, ne üzücü.

A Takımı iş başında
Geçen yıl yine aynı tribünlerde "yönetim istifa" diye bağıranlar, Ankara Spor'un düşürülmesi ile sonuçlanan birleşme serüvenini de tetiklemişti. Sonra tepelerine Gökçek topuzu inince de derdest olmuş, dertop olmuş, mızıklanarak ağlamaklı olmuşlardı. Ama dün gösterdiler ki, hak ettikleri bir sülale tarafından yönetilecekler bundan böyle. Bir zamanlar Keçiören'de cinayetler işleyen A Takımı adlı zorba topluluğu artık tribünlere iyice yerleşmiş belli ki. Belediye üzerinden kurulan imparatorluğun yeni faşist kolluk gücü olarak Ankara Gücü. Nazmi'li, Adil'li, Halil İbo'lu, Sadık'lı kadroya yakışmıyor bu durum. Ama dün İnönü'yü naralarıyla kirleten çapulculara yakışıyor.

"Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Bursa'da, Ankara'da, Trabzon'da, Kadıköy'de, Karagümrük'te nerede olursa olsun bu güruhla mücadele etmek gerkiyor. Futbolu yeniden "bizim" kılmak için; endüstrinin koçbaşlarını ezmek gerekiyor.