13 Haziran 2012 Çarşamba

Bir Emanetçi Olarak Mustafa Denizli


Serendipity- Fikret Orman göreve geldiğinde 8 yıllık bir kâbustan uyanmışçasına her şeyin çok iyi olacağına ilişkin çocuksu bir mutluluğa kapılmıştık. Sanırım, Orman başta olmak üzere yeni yönetimin tüm elemanları da aynı şeyi hissediyorlardı. Ancak günler ilerledikçe durumun tahmin edilenden de vahim olduğu ve öyle bir iki sezonda düzeltilemeyeceği anlaşıldı. Ne de olsa kozmik odaya girilmişti ve tüm kirli çamaşırlar oradaydı.

Kulüp aleyhine açılan davalar, bir türlü denkleştirilemeyen bir bütçe, vergi kaçakçılığı suçlamasının üzerine bir de Avrupa’dan men gelince yönetim de biz de çocuksu düşten uyanmış olduk. Futbolculardan talep edilen indirim sonucunda kimlerin kalacağı bile belli değil henüz.  Yönetimde birer Truva atı gibi duran bazı yöneticilerin her adımı sabote etmeye çalıştığını da düşünürsek, Fikret Orman’ın kendisini nasıl bir kuyunun içinde bulduğunu tahmin etmek zor olmayacak. Ha bir de şike sürecinin UEFA’dan nasıl döneceği konusu var elbette.
 
 
1 Mayıs’ta UEFA’dan çıkan “geçici” af, Orman yönetiminin özgüvenini şişirmiş ve bir iki gün önce gönüllü personel olarak aldıkları İbrahim Altınsay ile –bence- samimi bir biçimde projeler üretmek için düğmeye basmışlardı. Gel gör ki, işler öyle yürümedi. Cem Bilge ve Altınsay’ın istifaları başkanın zaten değişmekte olan stratejisini uygulamaya koyması için bir fırsat yaratmış oldu.

Önümüzdeki birkaç yıl boyunca hem kulübü düzlüğe çıkarmak hem yeni stat yapmak hem de sportif başarı kazanmak hiç mümkün görünmüyor. Ama biliyoruz ki, sportif başarı yoksa kelle avına çıkmış yönetici, gazeteci, digitürkçü kim varsa bir anda tepenize çöreklenir ve hiçbir projenizi hayata geçiremezsiniz.

İşte böyle bir durumda Mustafa Denizli’nin akla gelen ilk isim olması çok normal. 2009’un çift kupalı hocasının asıl başarısı o kupalardan çok yönetimle kamuoyu arasında bir tampon bölge oluşturmasıydı. Oynattığı futbol eleştirilse bile hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir yönetici olarak Denizli ismi, eğer anlaşma sağlanırsa, başkana ve yönetime geniş alanlar bırakacak gibi görünüyor. Bu geniş alanların değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini göreceğiz. Ama kesin olan şey şu ki, o çocuksu mutluluğun vaat ettiği “yeniden yapılanma” Mustafa Hoca’yla birlikte başka bir bahara bırakılmış olacak. Hoca eldeki malzemeyle takımı kurar, çıkar oynatır. Başarı gelirse ne ala; ama gelmezse de bir paratoner olarak Denizli, yönetime üç maymunları oynama şansı verir. Eğer bu birliktelik beklenmedik bir anda sekteye uğramazsa ve bu zaman zarfında kulübü hukuksal ve ekonomik olarak düze çıkarmaya çalışacak olan yönetim bu çabasında ilerleme kaydederse ancak o zaman “yeniden yapılanma” gündeme gelebilecek.
 
 
Yani cenazeye gitmek için çocukları komşuya bırakır gibi, zor günlerde futbol şubesi güvenilir bir emanetçiye teslim edilecek.
Yeniden yapılanma, altyapıyı belli bir felsefeyle oluşturma ve genç takımlarla A takım arasındaki sağlıklı köprüyü kurma işi, pek çoğumuzun düşündüğünün aksine büyük bir yatırım gerektiriyor aslında. Hem maddi hem de entelektüel bir yatırım. Böyle düşünüldüğünde Altınsay’ın göreve erken gelmiş ve yine çok erken gitmiş olduğunu söylemek mümkün. Yazık oldu.


15 Mart 2012 Perşembe

Büyük Ünlü Uyumu: CARVALHAL

Serendipity - Geldiği gün pek gürültü koparmasa da Digiturk’un sezon öncesi teknik adamları topladığı programda Carvalhal bütün dikkatleri üzerine çekmişti. Şansal’ından (kekeç kekeç ıkınması) Rıdvan’ına (Aureillo’ya Oleryo deyişi) yabancı topçu isimlerinde çuvallayan basınımızın en büyük derdi Carlos Carvalhal diyemeyişi oldu. Birden hocanın soyadının okunuşunun çok zor olduğu fikrinde birleşildi. Allahtan hoca imdada yetişti de “bana Carlos deyin yeter!” diyerek rahatlattı tayfayı.

Bunu duydular ya, başta Şansal’ın Sami Yen sansarı  Ömer Güvenç yıllarca karşılarında süklüm püklüm ezildiği teknik direktörlerin hıncını almaya başladı. “Karlos takımın oyunundan memnun musun la bebe!” tadında her maç sonrası ezikliğini törpüledi durdu. Tüm o insaniyetli tavrına rağmen aynı zamanda zeki de olan Carvalhal hiç ara vermeden, takım elbise altına giydiği (kamera boydan almıyor ya) spor ayakkabıları yapıştırdı Güvenç’in suratına “bak yine o uğurlu ayakkabılarını giymişsin”.

Halbuki adamın adı sadece 3 hece KAR-VAL-HAL. Hem büyük ünlü uyumuna da uygun. Ama KAR-LOS da olur tabi. Sevdiğimiz isimlerdendir.
Eğer bu akşam Madrid maçında (tur önemli değil) iyi bir performans koyarsa ortaya benim yazımın başlığı hazır “ÇAKAL KARLOS”.

27 Ocak 2012 Cuma

İki kupanızı da fenerbahçenizi de alıp gidiniz!

 Tavrımız Rıdvan Akar gibidir:


 Çarşı neden Demirören söylemine karşı değil?


Beşiktaş taraftarı olarak bizler kendimizi Çarşı olarak bilinen o büyük şemsiyenin altında hissederiz. Zira Çarşı pek çok konuda bizim adalet ve vicdanımızla örtüşen bir duruş sergilemiştir. Bunun son örneği Van için gösterilen duyarlılıktı.

Ancak saygınlık zor kazanılan ama çabuk kaybedilen bir haslettir.

Çarşı'nın Pluton'dan Etoo'ya, nükleer santralden Hasankeyf'e kadar pek çok konuda gösterdiği hassasiyeti kendi "varlık nedeni" ile yani Beşiktaş ile de göstermesini beklemek hakkımızdır.

Eğer sevdalısı olduğunuz kulubün başkanı Şike Soruşturması sürecinde Fenerbahçe'yi kurtarmayı kendisine görev edinmişse, eğer sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı doğruları dile getiren -geçmişten beri dost olduğumuz- Altay Kulübünün başkanına "otur, haddini bil" demişse ve en beteri de sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı "Fenerbahçemiz" sözcüğünü böylesine keyfiyet içinde kullanabiliyorsa, Çarşı'nın da bir tepki göstermesini beklemek hakkımızdır.

Aksi takdirde "Çarşı'nın neye karşı" olduğunu sorgulamaya başlarız ki o takdirde Çarşı'yı "Asi" yapan o A mahsun kalır....

Kusura bakmayın arkadaşlar, geçmişte çokça sorgulanan ve sizleri de çok rahatsız ettiğini bildiğim, "Çarşı - yönetim" iddialarını boşa çıkarmak içir tarihi bir fırsat elinizdedir. Bu fırsatı harcamamanızı tavsiye ederim.

En azından o Denizli maçında dayak yiyen Beşiktaşlılar için...isterim.

Benim duruşum ise şudur: Statta iki elimi havaya kaldırır ve çapraz sallarım:

YETER DEMİRÖREN

31 Ekim 2011 Pazartesi

Kulüpte birileri var sanki

Pazartesi mesaisine başlarken, yumuşak bir geçiş olsun diye orayı burayı kurcalarken, Türkiye Bilişim Derneği Bilişim Dergisi'ne kulüp tarafından gönderilmiş bir Bilgisayar Teknolojileri yazısı dikkatimi çekti.
Yazı genelinde genel geçer kabullerin dışında önemli katkılar bulunmasa da birilerinin bu konuda kalem oynatması bile sevindirici geldi bana. Yazıya şuradan da ulaşabilirsiniz: http://www.bilisimdergisi.org/index.php?sayi=son 

Kullanılan imajlar ne alaka anlamadım ama olsun...


Beşiktaş J.K.: Kulüpler artık hiç olmadığı kadar yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duyuyor
“Dosya” sayfalarımız için iletişime geçtiğimiz spor kulüplerimiz arasında Beşiktaş (BJK) Spor Kulübü yetkilileri, gönderdikleri yazı ile katkıda bulundu. Sporda BT’nin halen gerektiği kadar kullanmadığına dikkat çeken Beşiktaş, futbol takımında birtakım teknolojik yeniliklerden yararlanıyor, sporcu sağlığı ve gelişimine ilişkin test ve ölçümler yapıyor. Gerek kurum ile müşteriler arasındaki ilişkilerin tesisi ve yönetimi, gerekse tüm kurumsal faaliyetlerin konsolidasyonu ve analizi için spor kulüplerinin yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duyduğuna işaret eden BJK’da, fonksiyonel departmanlar ve sportif branşların ihtiyacı olan yazılımlar, BT bölümünce geliştirilip kullanıma sunuluyor. Oluşturulan Ar-e grubu ise maç analizleri ve video programlarını kullanıyor.

Önümüzdeki yıllarda sporda BT kullanımının olmazsa olmaz noktasına geleceğine dikkat çeken BJK’da, fonksiyonel departmanlar ve sportif branşların ihtiyacı olan yazılımlar, BT bölümünce geliştirilip kullanıma sunuluyor.
BT, sporu ve sporcuyu daha kolay hedefe ulaştıracak ve hatta hedeflerin büyümesinde çok önemli rol oynamaktadır. Sporun içerisinde BT kullanımı olmazsa olmaz noktasına gelecektir diye düşünüyoruz. Teknolojinin gelişimi hayatımızda bir çok değişime, yeniliğe yol açtığı gibi sporsal alanda da, gelişime, değişime ve ilerlemeye yol açmaktadır. Birçok spor branşında sporcu yetiştirilmesinin yanı sıra spor dallarında yeni rekorların kırılması, sporcuların daha az sakatlanmaları sakatlandıkları takdirde yaptıkları sporlara geri dönme süresi kısalmaktadır. Örneğin yüzme sporunu ele alırsak gerekli ergojenik yardımcılar sayesinde (sürtünme azaltıcı mayolar) ulaşılması güç rekorlar kırılmıştır. Yine futbolda yapılan biyomekaniksel testlerde oyuncunun topa vuruş açılarının ağırlık merkezine göre hesaplanarak daha doğru duruş ve açılarla en iyi performansı göstermesine yardımcı olmaktadır. Şu an BT pazarının olması gerektiği kadar çok kullanıldığı söylenemez ama kullanımın hızla yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Önümüzdeki 3-5 yıllık periyotlarda BT kullanımı daha belirgin hale geleceğini düşünmekteyiz. Bilindiği üzere profesyonel spor artık bir endüstri haline gelmiştir. Sporcularda bu endüstride en önemli yere sahiplerdir. Sporcuların sağlıklarının korunması doğrudan performansını etkileyecektir. Bu yüzden ergojenik yardımcılara ayrılan maddi destek artmakta sporda bilişim teknolojisi gelişmektedir. Çok değil bundan 10 yıl önce bir futbolcunun bacak kırılması en az 9 ay sahalardan uzak kalmasına sebep oluyordu fakat artık gelişmiş teknolojinin sayesinde kırılan bölgeye oksidasyon uygulanarak bu süre hemen hemen yarı yarıya indirilmektedir. Ülkemizde dünyada olan gelişmeleri yakından takip etmektedir. Spor alanında üniversitelerin açılması bölümlerin branşların arttırılması bu alana duyulan önemi belirtmektedir. Federasyonların dünya federasyonları ile yapmış oldukları interaktif eğitimler ile yetiştirilen antrenörler ve sporcular bu pazarın devamlı aktif olmasını ve gelişimin devamlı olmasını sağlamaktadır.
Kulüp ve federasyonların yaklaşımları
Özellikle hedefleri olan büyük kulüplerin BT kullanımı konusunda daha aktif olduğunu söyleyebiliriz. Federasyonlarımızın da özellikle milli takımlar departmanlarında BT den çok yoğun olarak faydalanıldığını biliyoruz. Milli takımlarımızda bilgiye çabuk ulaşabilmek ve bu amaçla teknolojinin kullanımı vazgeçilmez büyüme ve gelişme unsurudur. Spor alanında bizden önde olan ülkeler bilişim teknolojisine olan önemi gerektiği kadar göstermektedir. Örneğin A.C. Milan kulübü transferlerini yapmadan önce futbolculara diğer kulüplerden farklı olarak bazı özel testlere sokmaktadır. Futbolcudan ileriki yıllarda kâr edip edilemeyeceğini araştırmakta günlük performansa göre transfer yapılmamaktadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde saman alevi gibi parlayan sporculara ödenen uçuk fiyatlar kulüplerin bütçesini sarsmakta sporun gelişimini engellemektedir. Bilişim teknolojisinin gelişimiyle federasyonların maçlardaki güvenliği arttırmasından, sporcu yetiştirilmesine kadar birçok alanda etkinliği artmıştır.
Sporda insan kapasitesinin yükseltilmesinde BT kullanımı
Artık kişiye özel çalışma programlarının kullanıldığı ve uygulandığı sporumuzda BT kullanımı ile sporcu kapasiteleri çok üst düzeylere çıkabilmekte ve bunun takım üzerindeki olumlu etkilerini maksimize etmeye çalışılmaktadır. Mevcut yapılmış bilimsel testler, yetenek seçimlerinde kullanılan testler, polar saatlerle yapılan antrenmanlar, kullanılan istatistiki veriler, maçlarda ve antrenmanlarda kullanılan edit işlemleri ile oyuncuların performansları ve rakip takımların hücum ve müdafaa sistemlerinin gösterilmesi, fiziksel uygunluğun yaptığı sporda kullanımı ve vücut kontrolünün bilimsel programlar kullanılarak kontrol altında tutulması (BKİ Vücut kitle endeksi) gibi daha sayabileceğimiz birçok detaylarda BT kullanımı zorunlu hale gelmiş, sporun ve sporcunun performansının üst düzeye çıkarılmasında kullanılmaktadır. Artık oyuncular, antrenörler ve kulüpler istediklerinde İnternet, mobil, vs. uygulamalarla bu bilgilere çok çabuk bir şekilde ulaşabilmekte ve anında uygulayabilmektedir. Bunun yanı sıra kendilerini diğer dünya ülkeleri ile kıyaslayarak çağın neresinde olduklarını da BT kullanımı ile görebilmekteler. Başta da söylediğimiz gibi bilişim teknolojisi spor ve sporcu gelişimini etkileyen en önemli unsurdur. Teknolojinin gelişimi yüzme branşında sürtünmeyi engelleyen mayo, 100 m. Koşularında sprinterlerin sürtünmeyi arttıran ve çekme kuvvetini arttıran ayakkabıları, futbolda polar saat kullanımının ve daha bir çok testin arttırılmasıyla sporcunun yorgunluk kapasitesini öğrenmeyi kolaylaştırması ve daha birçok branşta sporcuların beslenme ve diyet kontrollerini en iyi şekilde yapmasını sağlamaktadır.
Spor ve bilişim konusunda gerekli uzmanlıklar
a) Sporun ve Bilişimin Ekonomisi ve Gelişimi,
b) Halkla ilişkiler, Pazarlama ve Yaygınlaştırma,
c) Sistem Yönetimi ve Marka Değeri,
d) Finansal Hizmetler,
e) Toplam Kalite Yönetimi ve Personel Eğitimi,
f) Sağlık Kurulu,
Sonuç olarak BT kullanımı hayatımızın belki de farkında olmadan vazgeçilmezi olmuş ve gelişimimizin aynası olmuştur. Gerçekte daha bilinçli ve yönlendirerek BT kullanımı ile çok daha başarılı sonuçlara ulaşılabileceğinden eminiz. Spor ve bilişim konusunda, ergojenik yardımcılar, analistler, beslenme ve diyet uzmanları, kondisyonerler, bilgisayar uzmanları, uzman kişilerdir. Beşiktaş kulübünde futbol takımında kullandığımız birtakım teknolojik yeniliklerden yararlanıyoruz. Sporcu sağlığı ve gelişimi anlamında testler ve ölçümler yapılıyor. Bir Ar-e grubu oluşturduk; maç analizleri ve video programları kullanmaktayız.
BT bölümlerinin kulüplere ve spora katkısı BJK bünyesinde, bilişim teknolojilerinin nitelik ve nicelik olarak kullanımı, ülke geneli ve ortalamasının oldukça üzerindedir. 2000 yılından başlayarak sağlanan teknolojik gelişmeler ve kulüplerde kurumsallaşma bilincinin artması sayesinde sporda BT kullanımı gittikçe yaygınlaşmaktadır. Spor sektöründe de; ticari, mali, idari ve sınai faaliyetlerin yürütülmesinde BT kullanımı, diğer sektörlerden daha farklı değildir. Hatta spor sektörünün birbirinden farklı ilgi alanlarına yoğunlaşması sonucu, BT kullanımının yaygınlaşmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Tüm bu standart uygulamalardan farklı ve ilave olarak, bu sektörün ana teması olan sportif faaliyetlerin de izlenmesi ve değerlendirilmesi, otomasyon olmadan yapılabilecek bir iş olma sınırını çoktan aşmıştır. Özellikle performans değerleme, istatistik ve sayısal analiz söz konusu olduğunda sportif branşlar için geliştirilmiş özel yazılımlar kullanmak kaçınılmaz bir olgudur.
BT bölümleri bir hizmet grubu olarak, tüm kurumsal fonksiyonel bölümler gibi sportif branşların da BT kullanımını desteklemek, kolaylaştırmak ve hatta zorlamak durumundadır. Gerekli yazılımların ve donanımların temini ve tesisi ile kullanıcı eğitimlerinin sağlanması ve gerekli yazılım kütüphanelerinin oluşturulması konusunda da BT bölümleri yönlendirici olmak zorundadır. BJK bünyesinde, fonksiyonel departmanların olduğu kadar sportif branşların da ihtiyacı olan yazılımlar BT bölümü tarafından geliştirilmiş ve kullanıma sunulmuştur.
Artan rekabet ortamında, tüm diğer ticari kurumlar gibi sportif kurumların da kurumsal sürekliliklerinin devamı için müşterilerini memnun etmek zorunluluğu vardır. Gerek kurum ile müşteriler arasındaki ilişkilerin tesisi ve yönetimi için ve gerekse tüm kurumsal faaliyetlerin konsolidasyonu ve analizi için, artık spor kulüpleri eskiden hiç olmadığı kadar yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duymaktadır. BT bölümleri BJK’da olduğu gibi bu yapıları da kurmakla ve yönetmekle yükümlü olmalıdır.

23 Eylül 2011 Cuma

Kill Quaresma

Bursaspor 1 - 2 Beşiktaş



Serendipity - Bu akşam sonucu beklenmedik Bursaspor maçının ardından eski ama yeni bir tartışmanın içine düştük. Quaresma söz konusu olduğunda benim de duygularım dört bir penceresi açık cereyan yapan bir oturma odası gibi. Her bir pencereden bir rüzgar esiyor ve duygularımı oradan oraya uçuruyor. Ha, bu arada görüşlerine değer verdiğim pek çok futbol okur yazarı kadar “rasyonel” olamıyorum. 

Quaresma, unutulmasın ki, pek çok medyatik ve yanlış transferlere imza atan Demirören yönetiminin transferi değildir. Beşiktaş taraftarı iki yıl boyunca Q7 transferi için yönetimi adeta ablukaya almıştır. Yönetim popülist bir davranışla bu rüşveti vermiştir taraftara. Alves’in Athletico Madrid tarafından 500 Euro’ya alındıktan bir gün sonra Beşiktaş’a bonservisinin yarısı karşılığında 3 milyon Euro’ya satıldığını bugün öğrendim, örneğin. Q7 böyle bir transfer değildir.

Q7 eleştirileri neredeyse aynı noktada birleşiyor: takım için oynamıyor, kendine oynayarak takımı bozuyor! Bu yanlış bir saptama olmasa da örneğin, Fernandez’in Maccabi maçında ceza yayı önünde övgülerle alkışlanan top kaldırmaları, üç kişinin arasından çıkmaları ne kadar takım oyunu dahilindedir, sormak lazım. Burada Fernandez’i kurtaran bu spektaküler hareketlerin başarıyla sonuçlanmış olması mıdır, evet öyledir. Simao’nun vücut vücuda mücadelelerden yılmasının takım oyununu sekteye uğrattığını söylemek abartılı mı olur? Almeida’nın her on pozisyonun sekizinde ofsaytta beklemesini nasıl açıklamalıyız? Ya da müthiş kesici olarak övülen Toraman ya da Egemen’in önlerine düşen topu, beş metre ilerideki orta saha oyuncusuna değil de Allahverdi’ye asılmaları takım oyununu destekleyen hamleler mi?
Q7’nin ciddiyetsiz oynadığına ilişkin eleştiri de ikinci sırada geliyor. “Takımı yenikken kıçıyla top tutmaya çalışan adam” eleştirisine belli bir bağlamda katılmamak mümkün değil. Ama o bağlamın nasıl bir bağlam olduğunu da iyice sorgulamak gerek. Takımınız yenilebilir; ama oyuncularınız futbolun güzel oyun olma niteliğine katkıda bulunacak biçimde “şov” yapabilir. Neyin peşindeyiz, her hafta üç puanı cebe indirmenin mi yoksa oyunu güzel oynamanın mı? Her şeyi kazanç’a indirgeyince kaçınılmaz olarak üç puan eşittir başarı o da eşittir para, denklemini onaylamış oluyoruz. Kusura bakılmasın kimse de yanlış anlamasın, ezbere bir “endüstriyel futbol eleştirisi” geyiğine sardırmak niyetinde değilim.
Q7 yetenekli ama faydasız bir adam olabilir, takımına faydası olmadığı gibi zararı da dokunuyor olabilir; ama allah aşkına söyleyin, futbol dediğimiz şeyin seyirlik bölümü bir çuval keçiboynuzundan çıkan bir kaşık bal değil midir? Beşiktaş’ın son iki sezondaki jeneriklere konu olacak pozisyonlarının futbolculara dağılımı nedir? Yanıt vereyim, bu akşam İsmail’in attırdığı iki güzel golü görmezden gelirsek, iki adet Guti ara pası geri kalan hepsi Quaresma trivelaları, kıçıyla top durdurmaları, bacak araları vs’dir. Ha, tüm bunların takımın artı bakiyesine katkı yapmadığını söylerseniz bunu anlarım; ama o artı bakiyenin sağlanmasında en büyük emeği vermiş adam, İbrahim Üzülmez bu takımdan kovulurken pek çok arkadaşım neredeydi? Metin-Ali-Feyyaz’dan sonra bu takımın gerçek efsanelerinden birisi olmaya Pascal’dan daha fazla adaydı Üzülmez. Önce terlik kavgası ardından da yumruklama sonucu evlere şenlik bir basın toplantısıyla gönderilen Üzülmez’in ardından Kazan’da toplanıp Akaretler’e yürümeyen taraftarın bugünkü Quaresma’ya eleştiride bulunması bana fazlasıyla “sentetik” geliyor. Bu sentetiklik teknik açıdan bakıldığında iş görebilir. Ama futbola “teknik bakış”ın Demirören yönetimiyle herhangi bir farkı olmadığını düşünüyorum.
Bu tekniğin karşısına ruh’u koyarsak Quaresma’nın Pascal’dan daha fazla Asi Ruh olduğunu söyleyebilirim. Gole gidebilecek yolda daha güzelini, büyüleyicisini yapmak dışında oynayamayan bir adamdan söz ediyoruz. Başka türlüsünü beceremiyor adam. Ve emin olun Q7’nin Beşiktaş’la işi bittiğinde onu üçüncü sınıf filmlerde, kötü yarışma programlarında, reklamlarda görmeyeceğiz. Geldiği gibi gidecek, ben onda bu ruhu görüyorum yani asil bir tarafı olduğunu düşünüyorum.

Quaresma’yı öldürmeyin, lütfen!

15 Eylül 2011 Perşembe

Nefesine Kuvvet

Beşiktaş 5 - 1 Maccabi Tel Aviv

Serendipty -  Maç öncesi gerim gerim gerilen ortam tribünlere sirayet etmedi. Eski Açık'a gelen 10-15 kişilik bir grup bir süre huzursuzluk yarattıysa da taraftarın tepkisiyle pasifize edildi. 

Maç boyunca takım aman aman ışık vermese de "gol yollarında" mahir göründü. Aylar sonra biraz olsun sevindik nihayet. Skorboard mutluluğuydu bizimkisi, ama  olsun iyi geldi. Nihayetinde Beşiktaş'ın kötü ellerde kötü yönetildiğini unutmuş değiliz.

Benim için mutluluk daha maça gelmeden Kazan'ın önündeki kaldırımda başladı. İşte başlığın ve mutluluğun kaynağı: NEFESİNE KUVVET kızanım :)