15 Ocak 2018 Pazartesi
9 Ocak 2018 Salı
Renewed hope for West Ham as Krasnodar's Smolov denies Besiktas links
West Ham target Fedor Smolov denies Besiktas links to give Hammers renewed hope of signing Krasnodar striker.
West Ham United have been given a potential boost in their pursuit of Krasnodar's Fedor Smolov as the striker denies reports from Turkey linking him with Besiktas.
As Sporx outlines, it was claimed by Turkish media that Smolov wanted a transfer to the Istanbul club but the hierarchy at his current team would not allow it.
However, Krasnodar have vehemently denied that these quotes belonged to the 27-year-old and it seems a move to Besiktas is not so certain as it once seemed.
This will give hope to West Ham United, who as the International Business Times reports have identified Smolov as a target in the current January transfer window.
David Moyes manager of West Ham United during the Emirates FA Cup Third Round match between Shrewsbury Town and West Ham United at New Meadow on January 7, 2018 in Shrewsbury, England. David Moyes, manager of West Ham United, during the Emirates FA Cup Third Round match against Shrewsbury Town.
The Russia international - who has 11 goals in 28 caps for the nation - has been in superb form in the Russian Premier League this season, scoring 10 times in 13 games since recovering from a hamstring injury.
Since joining Krasnodar in the summer of 2015, Smolov as scored 59 goals in 90 matches and could be exactly what David Moyes need as he looks to improve his Hammers attack.
Fyodor Smolov of FC Krasnodar celebrates after scoring a goal during the Russian Premier League match between FC Krasnodar v FC SKA Khabarovsk at the Krasnodar Stadium on Oktober 29, 2017...
West Ham United have been given a potential boost in their pursuit of Krasnodar's Fedor Smolov as the striker denies reports from Turkey linking him with Besiktas.
As Sporx outlines, it was claimed by Turkish media that Smolov wanted a transfer to the Istanbul club but the hierarchy at his current team would not allow it.
Russia's Fedor Smolov celebrates after scoring the team's third goal during an international friendly football match against Spain.
This will give hope to West Ham United, who as the International Business Times reports have identified Smolov as a target in the current January transfer window.
David Moyes manager of West Ham United during the Emirates FA Cup Third Round match between Shrewsbury Town and West Ham United at New Meadow on January 7, 2018 in Shrewsbury, England. David Moyes, manager of West Ham United, during the Emirates FA Cup Third Round match against Shrewsbury Town.
The Russia international - who has 11 goals in 28 caps for the nation - has been in superb form in the Russian Premier League this season, scoring 10 times in 13 games since recovering from a hamstring injury.
Since joining Krasnodar in the summer of 2015, Smolov as scored 59 goals in 90 matches and could be exactly what David Moyes need as he looks to improve his Hammers attack.
Etiketler:
2018,
Fedor Smolov,
Krasnodar,
Transfer
19 Eylül 2012 Çarşamba
Sevemez Kimse Seni...
Beşiktaş 3 - 0 Elazığspor
Etiketler:
2012-2013 Spor Toto Süper Lig,
Elazığspor,
Serendipity,
sevemez kimse seni
12 Eylül 2012 Çarşamba
Çünkü askerler böyle istedi
12 Eylül'ün futbolcu mağduru
1981'deki kupa finalini Ankaragücü ve Boluspor oynadı. Evren
statüyü değiştirmişti; kupayı alan 1. Lig'e çıkacaktı. Rövanşta Boluspor'a
kupayı getirecek golü Minas 35 metreden attı ancak hakem iptal etti. Minas,
"Çünkü askerler böyle istedi" diyor.
12 Eylül 1980 darbesi nedeniyle yargılanan Kenan Evren'den,
"Kunta Kinte" lakaplı eski futbolcu Minas Asa da şikayetçi. Asa, "1981'de
takımım Boluspor, Ankaragücü ile Türkiye Kupası finali oynadı. K upayı alan
birinci lige çıkacaktı. Tribündeki üst rütbeli askerlerin baskısıyla attığım
nizami golü iptal ettiler. Ankaragücü'nün kupayı almasını sağladılar. O gol
verilseydi heykelim dikilecekti. Bolu'da efsane olacaktım. Evren'i Allah'a
havale ediyorum" diyor. 1980-81 sezonuydu. Kunta Kinte lakaplı Minas Asa;
Rıdvan, Sercan ve Halil İbrahim gibi efsane isimlerle birlikte 1. Lig takımı
Boluspor'da oynuyordu. Boluspor tarihinde ilk kez Türkiye Kupası finaline
yükselmişti. Rakibi ise, 12 Eylül darbesini yapan Kenan Evren ve arkadaşlarından
'torpilli' olduğu iddia edilen Ankaragücü'ydü. Bu iddianın arka planında
Evren'in talimatıyla yapılan yeni bir düzenleme yatıyordu. Türkiye Kupası'nı
alan takım otomatik olarak Birinci Lig'e çıkacaktı. Ankaragücü ise bir süredir
2. Lig'de mücadele ediyordu. O dönemin tek söz sahibi askerler ise bu duruma
müdahale ederek statüyü değiştirmişti. Kupa finalinin ilk maçı 6 Mayıs 1981'de
Ankara'da oynanmıştı. Maçı Boluspor 2-1 kaybetmişti.
GOLÜ VERDİ AMA...
O maçta Boluspor adına atılan tek golü Ermeni futbolcu Minas kaydetmişti. İkinci maç ise 13 Mayıs'ta, Bolu'da oynandı. Bolu'ya tek gol yetiyordu. 17 bin kişilik stadyum hıncahınç dolmuştu. Maçın 84'üncü dakikasında 35 metreden attığı şutla takımını öne geçirdi Minas Asa. Hakem Sadık Deda önce golü verdi, ardından yan hakemin ısrarla yanına çağırmasıyla iptal etti. Herkes şoktaydı. İddiaya göre, tribünde oturan üst rütbeli askerler, yan hakeme "İptal ettir golü" diye baskı yapmıştı. Böylece Kenan Evren, Türkiye Kupası'nı Ankaragücü'ne verdi. 3 Haziran'da Devlet Başkanlığı Kupası'nı da alan takım Birinci Lig'e yükseldi.
ONU ALLAH'A HAVALE EDİYORUM
Minas Asa, aradan yıllar geçip de 12 Eylül darbecilerine dava açılınca, ilk kez konuştu. Asa, o gün yaşananları şöyle anlattı: "Bolu'da oynanan maçın ilk yarısı 0-0 bitti. İkinci yarıda iki takım da gol için bastırıyordu. Nihayet aradığımız golü benim ayağımdan bulduk. Dakikalar 84'ü gösteriyordu. Bizim kaleci uzun bir degaj yaptı. Top havadan gelirken, yere düşmesini beklemeden, kafamla Halil İbrahim'e pas verdim. O da hiç beklemeden topu önüme düşürdü. Önümdeki defans oyuncusunun dengesi bozuldu. Yaklaşık 35 metreden, çok sert vurdum. Kaleci Adil topu ancak ağlarda görmüştü. Hakem Sadık Deda orta sahaya koştu. Bizde bir sevniç ki sorma, taraftarlar çığlık çığlığa. Ne olduysa golden sonra oldu. Tribünlerdeki komutanlarla konuşan yan hakem, Sadık Deda'yı yanına çağırdı. Golün üzerinden 3-4 dakika geçmişti. Deda düdük çaldı ve pozisyonun ofsayt olduğuna karar verdi. Gol iptal oldu. Maç berabere bitti ve Anakaragücü, kupayı Kenan Evren'in elinden aldı. Attığım nizami gol geçerli sayılsaydı Bolu'da efsane olarak anılacaktım. Kenan Evren heykelimin dikilmesine engel oldu. Evren'i Allah'a havale ediyorum..."
GOLÜ VERDİ AMA...
O maçta Boluspor adına atılan tek golü Ermeni futbolcu Minas kaydetmişti. İkinci maç ise 13 Mayıs'ta, Bolu'da oynandı. Bolu'ya tek gol yetiyordu. 17 bin kişilik stadyum hıncahınç dolmuştu. Maçın 84'üncü dakikasında 35 metreden attığı şutla takımını öne geçirdi Minas Asa. Hakem Sadık Deda önce golü verdi, ardından yan hakemin ısrarla yanına çağırmasıyla iptal etti. Herkes şoktaydı. İddiaya göre, tribünde oturan üst rütbeli askerler, yan hakeme "İptal ettir golü" diye baskı yapmıştı. Böylece Kenan Evren, Türkiye Kupası'nı Ankaragücü'ne verdi. 3 Haziran'da Devlet Başkanlığı Kupası'nı da alan takım Birinci Lig'e yükseldi.
ONU ALLAH'A HAVALE EDİYORUM
Minas Asa, aradan yıllar geçip de 12 Eylül darbecilerine dava açılınca, ilk kez konuştu. Asa, o gün yaşananları şöyle anlattı: "Bolu'da oynanan maçın ilk yarısı 0-0 bitti. İkinci yarıda iki takım da gol için bastırıyordu. Nihayet aradığımız golü benim ayağımdan bulduk. Dakikalar 84'ü gösteriyordu. Bizim kaleci uzun bir degaj yaptı. Top havadan gelirken, yere düşmesini beklemeden, kafamla Halil İbrahim'e pas verdim. O da hiç beklemeden topu önüme düşürdü. Önümdeki defans oyuncusunun dengesi bozuldu. Yaklaşık 35 metreden, çok sert vurdum. Kaleci Adil topu ancak ağlarda görmüştü. Hakem Sadık Deda orta sahaya koştu. Bizde bir sevniç ki sorma, taraftarlar çığlık çığlığa. Ne olduysa golden sonra oldu. Tribünlerdeki komutanlarla konuşan yan hakem, Sadık Deda'yı yanına çağırdı. Golün üzerinden 3-4 dakika geçmişti. Deda düdük çaldı ve pozisyonun ofsayt olduğuna karar verdi. Gol iptal oldu. Maç berabere bitti ve Anakaragücü, kupayı Kenan Evren'in elinden aldı. Attığım nizami gol geçerli sayılsaydı Bolu'da efsane olarak anılacaktım. Kenan Evren heykelimin dikilmesine engel oldu. Evren'i Allah'a havale ediyorum..."
"MAÇ BİZİM" "Kunta Kinte" Minas sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maçtan bir gün önce Boluspor'un kamp yaptığı tesisin önünde olağanüstü bir
hareketlilik vardı. Resmi plakalı araçlardan üniformalı askerler iniyordu.
Genelkurmay'dan üst rütbeli subaylar, valiyle birlikte bizi ziyarete geldi. Hiç
unutmam, Tatar Selahattin, ben, yardımcı antrenör 'Japon Rıdvan' dışarı çıktık.
Askerlerden biri 'Yarınki maç için hiç umutlanmayın, maçı kazanamazsınız' dedi.
Şaka sandık önce ama asker ciddiyetini bozmuyordu, hiç şaka yapar gibi bir hali
yoktu. Maçta yaşananlar kampta rütbeli askerlerin söylediklerini doğrulamıştı."
Karabük, Bursa, Bolu, Adana Demirspor ve Eyüp'te futbol oynadığını belirten Asa,
"Her iki ayağımı da kullanıyordum. 11 yıl profesyonel futbol oynadım. Sezon
başına ortalama 15 golüm vardı. O maçta maddi manevi büyük kaybım oldu. Bana,
'Efsane Minas' diyorlar. Bolu'ya her gittiğimde omuzlara alıyorlar. Deda o golü
verseydi tarihe geçecektim" diye konuştu.
KUNTA KİNTE LAKABININ
HİKÂYESİ1980'li yıllarda, kölelik konusunu işleyen 'Kökler'
herkesin takip ettiği bir diziydi. Minas 'Kunta Kinte' lakabı için, "Kısa
saçlıydım. Takımda sağ bek oynayan İbrahim bana, 'Sen Kunta Kinte'ye çok
benziyorsun' dedi. Öyle kaldı adım. Maçta uzun top atarken bana 'Kunta' diye
bağırırdı arkadaşlarım" diyor.
'MÜDAHALE YOK O GOL
OFSAYTTI'
Kupa finalini yöneten hakem Sadık Deda, "Golü, ofsayt olduğu
için iptal ettim" diyerek iddialara yanıt verdi. Yaşananları 31 yıl sonra net
hatırlamasının mümkün olmadığına dikkat çeken Deda sözlerini şöyle sürdürdü:
"Golü yardımcı hakemimin bayrağıyla iptal ettim. Stadyumda her iki takımın
taraftarları da vardı. Askerle konuşup golü iptal ettiğim iddiası doğru değil.
Çok güzel bir maç yönettim. Yardımcı hakemlerim kimdi hatırlamıyorum. Ben golü
iptal ettiğimde top kaleye gitmemişti bile. Aktif alanda bulunan bir Bolu
oyuncusundan dolayı iptal kararımı vermiştim. Müsabakanın bitiminde bir
gerginlik olmadı. Askerle falan konuşmadım. Böyle birşey olmaz, olamaz."
Etiketler:
12 Eylül,
AnkaraGücü,
Cunta,
Faşizm,
Görmek istemediklerimiz,
Kenan Evren,
şike
11 Eylül 2012 Salı
Niçin Statlara Gitmiyoruz?
Ahmet Orhan - Bir ülkenin futbol ülkesi olup
olmadığını anlamak için futbolun oynandığı yerde izlenme oranına bakmak
yeterli. Türkiye sohbet ortamlarının ilk iki maddesinin siyaset ve futbol
olmasına rağmen, yayıncı kuruluş tarafından bu alana akıl almaz bir kaynak aktarılmasına
rağmen ve hatta derbi günleri ülkede hayatın durma noktasına gelmesine rağmen
ülkedeki statların doluluk oranı şaşırtıcı bir biçimde düşük.
Zaman zaman futbol yorum
programlarında da bir eleştiri olarak gündeme gelir bu konu. Karşılaştırmalı
olarak bakıldığında Premiere League’in stat doluluk oranı %92,2. En dolu
tribünlere oynayan ikinci lig olan Bundesliga’da ise oran %89,6. Türkiye’de ise sadece 4 büyüklerin
statlarının doluluk oranı %60’lar civarında. Bu ortalamaya Süper Lig’de top
koşturan diğer 13 takımın statlarını da dâhil edince sonuç çok daha vahim
oluyor.
Maça mı 1 Mayıs’a mı?
Türkiye’de oranların düşük
olmasındaki önemli faktörleri düşünecek olursak ekonomik koşulların belirleyici
olduğunu göz ardı edemeyiz. İkinci bir faktör de statların fiziki koşulları,
trafik sıkışıklığı, otopark sorunu, giriş çıkışlardaki yığılma vb. Statların
asayişi algısı da insanları uzak tutan faktörlerin başında geliyor. Güvenliğin
polisle sağlanmaya çalışıldığı statlarda ya göz yumma nedeniyle ya da aşırı önlemlerden
kaynaklanan sorunlar yüzünden Türkiye’de “maça gitmek”le Taksim’de 1 Mayıs
gösterilerine katılmak arasında pek bir fark kalmıyor. Bu sezonun ilk derbisi
olan Beşiktaş – Galatasaray maçında aşırı önlemlerin kendisi maç girişinde pek
çok tatsız olayların yaşanmasına neden oldu. Kapı önlerine çekilen polis
otobüsleri nedeniyle labirentlerden tek sıra halinde ilerlemeye çalışan
taraftarların tansiyonu durduk yere yükseltilmiş ve sonucunda gözaltılar
yaşanmış oldu.
1989’da Hillsborough’da FA Cup
yarı finalinde karşı karşıya gelen Liverpool ile Nothingam Forest, futbol
tarihinin en acı olaylarından birisine şahit oldu. Aşırı izdiham ve yanlış
güvenlik önlemleri nedeniyle 94’ü statta ikisi sonradan olmak üzere tam 96
Liverpool taraftarı hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. Meşhur Taylor
Raporu, olayın nedenlerini şöyle özetliyordu: “… OIay günü sorumlu otoriteler gevşek ve kayıtsız davranmışlar,
gerekli güvenlik önlemleri alınmamış ve polis taraftarlara kötü davranmış idi.
Rapor aynı zamanda futbol kulüplerinin geleneksel yapısının bu tür olayları
önlemedeki zaaflarını da ortaya koyuyordu. Kulüpler genellikle profesyonel
beceri düzeyi düşük amatör kadrolar tarafından yönetilmekte idi ve bunlar
kapasitelerinin üzerindeki sorumluluk alanlarına sahip çıkmakta güçlük
çekiyorlardı. Kulüplerin şirketleşmiş olması ve patronluk sistemi ile
yönetilmeleri onları daha etkin ve verimli bir düzeye getirmemişti” (Kutlu
Merih, http://www.futbolekonomi.com/).
Bununla birlikte, AB yasaları
gereği birden fazla yayıncı kuruluşun yayınladığı maç programında da
düzenlemeler yapıldı. Yayıncı kuruluşlar bir takımın maçlarının 26’sında
fazlasını 10’undan da azını yayınlayamayacaklardı. (Kaynak: İsmail Şayan,
Hayatım Futbol Sayı 44, www.hayatimfutbol.com)
Böylece Taylor raporundan sonra
oturulur hale gelen statlar her sezon sonunda yenilenerek seyirci için daha
konforlu ve güvenli hale getirilmeye başlandı. Bu sürecin endüstriyel futbol ve
seyirci/taraftar geriliminde tartışılması pek çok mecrada hala sıcak bir gündem
olma özelliğini koruyor. Ancak statlarda daha konforlu ve daha güvenli maç
seyrediyor olmak için taraftarlığı seyirciliğe kurban ediyor olmamız
gerekmiyor. Taraftarlar da müşteri olmak zorunda kalmadan en iyisini hak
ederler elbette.
6 Temmuz 2012 Cuma
Bağrına Taş Basmak
Serendipity- Son 6 ayda Beşiktaş adına yaşanan
ne varsa aslında kah güldürdü kah öldürdü. Siyahı da var beyazı da.
Sezon başında Demirören sultasından
kurtulmak için en dibe varmaya razı olacak hatırı sayılır bir taraftar grubu
vardı. Zaten dibe vurulmuştu; ama -mış gibi yapılarak idare ediliyordu uzun
süredir.

Demirören’in bir futbol mucizesi
olarak adlandırılacak biçimde Federasyonun başına geçmesiyle; artık -mış gibi
yapan kimse kalmadı ortalıkta. Takke düşünce zaten bildiğimiz kel göründü. İşte
bu dibin dibini kazıyan kel durum umutsuzluk yerine bir bayram havası estirdi
ortalıkta. İbrahim Altınsay ve FEDA hamleleri güneşe doğru yürümeye azimli
taraftarı daha da heveslendirmişti. UEFA’ya yapılan ilk savunma ve “biz yeni
bir yönetimiz, eski yönetimin hatalarını kabul ediyor ve tekrarlanmayacağını
garanti ediyoruz” açıklaması aynı zamanda içeriye de bir mesajdı. Tüm bunlar
olup biterken Milangaz gölgesinde bile olsa basketbol takımının adım adım zirveye
yolculuğu, “ayağa kalktık, geliyoruz” diye coşturuyordu hepimizi.
İlk çatlak teknik direktör arayışı sırasında
belirdi. 5 benzemez’in adı bir arada telaffuz edilmeye başlandığında ilk
darbeyi de yedik, İbrahim Altınsay, gittim ben dedi. Bu haber, BBL
şampiyonluğunu bile gölgeledi kimileri için. Ardından at başı giden iki süreç
mide bulandırıcı oldu. Birincisi Levent Erdoğangillerin şantajıyla iş başına
getirilen Samet (ki, küfürleri kulaklarımızda hala) diğeri de açıkça
istenmediğimiz halde stat dilenciliği. Küçülme ve futbolculardan indirim
talebinin kötü yönetilmiş olması da cabası elbette.
Samet konusunu bir sonraki
paragrafa bırakmak üzere stat konusunda bir iki söz söylemek gerek. Türk
Telekom Arena (ki bence adı Ali Sami Yen’dir) konusunda Beşiktaş taraftarının muhatabı
Galatasaray taraftarı; Beşiktaş yönetiminin muhatabı Galatasaray yönetimidir! Bakanla,
başbakanla futbol âlemi arasında kalın bir çizgi olmalıdır. İnönü (Şeref Bey)
nasıl bizimse TT Arena (Ali Sami Yen) da Galatasarylıların evidir. Adam seni
evine almak etmek istemiyorsa araya patronları sokup zorla girmeye çalışmanın âlemi
yok. İstenmiyorsan uzak dur. Yarın bir gün, bugünkü gerilimi iş edinen iki üç
ergen Taksim’de birbirine girip, arbededen bir bıçak darbesiyle mağlup
ayrılacak olan tarafın vebali boynunda olur.
Bu süreçte “yönetim yenidir,
acemilikleri olacaktır” diye düşünmek de gerekiyordu. Nihayetinde gerçekten taş
ve altındaki elleri görmezden gelmenin hakkaniyeti de âlemi de yoktu. Ancak
Samet hamlesi akıl alır gibi değil gerçekten. Kariyer gak guk demeyeceğim,
bunların her biri mikro egemenliklerin meşrulaştırma araçları. Carlos Carvalhal
ile Samet Aybaba’yı kefelere koyduğumda bana Carlos daha Beşiktaşlıydı gibi
geliyor. Aybaba ailesi dışında Samet’in “Beşiktaş’ın Çocuğu” olduğunu hala
söyleyen bir tek L. Erdoğangiller kaldı sanırım. Rıza’ya, Şifo’ya, MAF üçlüsüne
büyük haksızlık bu. İlk icraatı Ernst’i kesmek olan bir hoca başarılı olsa bile
takımın başında görmek isteyeceğim bir hoca değildir. Susurluk, Ali Fevzi Bir
ve benzeri isimlerle yan yana anılmış bir teknik direktör benim için zaten
bitmiştir. İki gün sonra Mehmet Ağar’ı ziyarete giderse şaşırmayacağım.
Bu sezon bağrıma taş basıyorum. Kombine
konusu belli değil ama alsam da almasam da bu yıl benim için Beşiktaş yılı
değil.
Etiketler:
2012-2013 Spor Toto Süper Lig,
Samet Aybaba;
13 Haziran 2012 Çarşamba
Bir Emanetçi Olarak Mustafa Denizli
Serendipity-
Fikret Orman
göreve geldiğinde 8 yıllık bir kâbustan uyanmışçasına her şeyin çok iyi
olacağına ilişkin çocuksu bir mutluluğa kapılmıştık. Sanırım, Orman başta olmak
üzere yeni yönetimin tüm elemanları da aynı şeyi hissediyorlardı. Ancak günler
ilerledikçe durumun tahmin edilenden de vahim olduğu ve öyle bir iki sezonda
düzeltilemeyeceği anlaşıldı. Ne de olsa kozmik odaya girilmişti ve tüm kirli
çamaşırlar oradaydı.
Kulüp
aleyhine açılan davalar, bir türlü denkleştirilemeyen bir bütçe, vergi
kaçakçılığı suçlamasının üzerine bir de Avrupa’dan men gelince yönetim de biz
de çocuksu düşten uyanmış olduk. Futbolculardan talep edilen indirim sonucunda
kimlerin kalacağı bile belli değil henüz. Yönetimde birer Truva atı gibi duran bazı
yöneticilerin her adımı sabote etmeye çalıştığını da düşünürsek, Fikret
Orman’ın kendisini nasıl bir kuyunun içinde bulduğunu tahmin etmek zor
olmayacak. Ha bir de şike sürecinin UEFA’dan nasıl döneceği konusu var elbette.
1 Mayıs’ta
UEFA’dan çıkan “geçici” af, Orman yönetiminin özgüvenini şişirmiş ve bir iki
gün önce gönüllü personel olarak aldıkları İbrahim Altınsay ile –bence- samimi
bir biçimde projeler üretmek için düğmeye basmışlardı. Gel gör ki, işler öyle
yürümedi. Cem Bilge ve Altınsay’ın istifaları başkanın zaten değişmekte olan stratejisini
uygulamaya koyması için bir fırsat yaratmış oldu.
Önümüzdeki
birkaç yıl boyunca hem kulübü düzlüğe çıkarmak hem yeni stat yapmak hem de
sportif başarı kazanmak hiç mümkün görünmüyor. Ama biliyoruz ki, sportif başarı
yoksa kelle avına çıkmış yönetici, gazeteci, digitürkçü kim varsa bir anda tepenize
çöreklenir ve hiçbir projenizi hayata geçiremezsiniz.
İşte böyle
bir durumda Mustafa Denizli’nin akla gelen ilk isim olması çok normal. 2009’un
çift kupalı hocasının asıl başarısı o kupalardan çok yönetimle kamuoyu arasında
bir tampon bölge oluşturmasıydı. Oynattığı futbol eleştirilse bile hiç kimsenin
itiraz edemeyeceği bir yönetici olarak Denizli ismi, eğer anlaşma sağlanırsa, başkana
ve yönetime geniş alanlar bırakacak gibi görünüyor. Bu geniş alanların
değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini göreceğiz. Ama kesin olan şey şu ki, o
çocuksu mutluluğun vaat ettiği “yeniden yapılanma” Mustafa Hoca’yla birlikte başka
bir bahara bırakılmış olacak. Hoca eldeki malzemeyle takımı kurar, çıkar
oynatır. Başarı gelirse ne ala; ama gelmezse de bir paratoner olarak Denizli,
yönetime üç maymunları oynama şansı verir. Eğer bu birliktelik beklenmedik bir anda
sekteye uğramazsa ve bu zaman zarfında kulübü hukuksal ve ekonomik olarak düze
çıkarmaya çalışacak olan yönetim bu çabasında ilerleme kaydederse ancak o zaman
“yeniden yapılanma” gündeme gelebilecek.
Yani cenazeye
gitmek için çocukları komşuya bırakır gibi, zor günlerde futbol şubesi
güvenilir bir emanetçiye teslim edilecek.
Yeniden yapılanma,
altyapıyı belli bir felsefeyle oluşturma ve genç takımlarla A takım arasındaki
sağlıklı köprüyü kurma işi, pek çoğumuzun düşündüğünün aksine büyük bir yatırım
gerektiriyor aslında. Hem maddi hem de entelektüel bir yatırım. Böyle düşünüldüğünde
Altınsay’ın göreve erken gelmiş ve yine çok erken gitmiş olduğunu söylemek
mümkün. Yazık oldu.
Etiketler:
2012-2013 Spor Toto Süper Lig,
Mustafa Denizli,
Serendipity
15 Mart 2012 Perşembe
Büyük Ünlü Uyumu: CARVALHAL
Serendipity - Geldiği gün pek gürültü koparmasa da Digiturk’un sezon
öncesi teknik adamları topladığı programda Carvalhal bütün dikkatleri üzerine
çekmişti. Şansal’ından (kekeç kekeç ıkınması) Rıdvan’ına (Aureillo’ya Oleryo
deyişi) yabancı topçu isimlerinde çuvallayan basınımızın en büyük derdi Carlos
Carvalhal diyemeyişi oldu. Birden hocanın soyadının okunuşunun çok zor olduğu
fikrinde birleşildi. Allahtan hoca imdada yetişti de “bana Carlos deyin yeter!”
diyerek rahatlattı tayfayı.
Bunu duydular ya, başta Şansal’ın Sami Yen sansarı Ömer Güvenç yıllarca karşılarında süklüm
püklüm ezildiği teknik direktörlerin hıncını almaya başladı. “Karlos takımın
oyunundan memnun musun la bebe!” tadında her maç sonrası ezikliğini törpüledi
durdu. Tüm o insaniyetli tavrına rağmen aynı zamanda zeki de olan Carvalhal hiç
ara vermeden, takım elbise altına giydiği (kamera boydan almıyor ya) spor
ayakkabıları yapıştırdı Güvenç’in suratına “bak yine o uğurlu ayakkabılarını
giymişsin”.
Halbuki adamın adı sadece 3 hece KAR-VAL-HAL. Hem büyük ünlü
uyumuna da uygun. Ama KAR-LOS da olur tabi. Sevdiğimiz isimlerdendir.
Eğer bu akşam Madrid maçında (tur önemli değil) iyi bir
performans koyarsa ortaya benim yazımın başlığı hazır “ÇAKAL KARLOS”.
Etiketler:
Athletico Madrid,
Carlos Carvalhal,
Çakal Carlos,
Serendipity,
UEFA 2011-2012
27 Ocak 2012 Cuma
İki kupanızı da fenerbahçenizi de alıp gidiniz!
Tavrımız Rıdvan Akar gibidir:
Çarşı neden Demirören söylemine karşı değil?
Beşiktaş taraftarı olarak
bizler kendimizi Çarşı olarak bilinen o büyük şemsiyenin altında hissederiz.
Zira Çarşı pek çok konuda bizim adalet ve vicdanımızla örtüşen bir duruş
sergilemiştir. Bunun son örneği Van için gösterilen duyarlılıktı.
Ancak saygınlık zor kazanılan ama çabuk kaybedilen bir haslettir.
Çarşı'nın Pluton'dan Etoo'ya, nükleer santralden Hasankeyf'e kadar pek çok konuda gösterdiği hassasiyeti kendi "varlık nedeni" ile yani Beşiktaş ile de göstermesini beklemek hakkımızdır.
Eğer sevdalısı olduğunuz kulubün başkanı Şike Soruşturması sürecinde Fenerbahçe'yi kurtarmayı kendisine görev edinmişse, eğer sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı doğruları dile getiren -geçmişten beri dost olduğumuz- Altay Kulübünün başkanına "otur, haddini bil" demişse ve en beteri de sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı "Fenerbahçemiz" sözcüğünü böylesine keyfiyet içinde kullanabiliyorsa, Çarşı'nın da bir tepki göstermesini beklemek hakkımızdır.
Aksi takdirde "Çarşı'nın neye karşı" olduğunu sorgulamaya başlarız ki o takdirde Çarşı'yı "Asi" yapan o A mahsun kalır....
Kusura bakmayın arkadaşlar, geçmişte çokça sorgulanan ve sizleri de çok rahatsız ettiğini bildiğim, "Çarşı - yönetim" iddialarını boşa çıkarmak içir tarihi bir fırsat elinizdedir. Bu fırsatı harcamamanızı tavsiye ederim.
En azından o Denizli maçında dayak yiyen Beşiktaşlılar için...isterim.
Benim duruşum ise şudur: Statta iki elimi havaya kaldırır ve çapraz sallarım:
YETER DEMİRÖREN
Ancak saygınlık zor kazanılan ama çabuk kaybedilen bir haslettir.
Çarşı'nın Pluton'dan Etoo'ya, nükleer santralden Hasankeyf'e kadar pek çok konuda gösterdiği hassasiyeti kendi "varlık nedeni" ile yani Beşiktaş ile de göstermesini beklemek hakkımızdır.
Eğer sevdalısı olduğunuz kulubün başkanı Şike Soruşturması sürecinde Fenerbahçe'yi kurtarmayı kendisine görev edinmişse, eğer sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı doğruları dile getiren -geçmişten beri dost olduğumuz- Altay Kulübünün başkanına "otur, haddini bil" demişse ve en beteri de sevdalısı olduğunuz kulübün başkanı "Fenerbahçemiz" sözcüğünü böylesine keyfiyet içinde kullanabiliyorsa, Çarşı'nın da bir tepki göstermesini beklemek hakkımızdır.
Aksi takdirde "Çarşı'nın neye karşı" olduğunu sorgulamaya başlarız ki o takdirde Çarşı'yı "Asi" yapan o A mahsun kalır....
Kusura bakmayın arkadaşlar, geçmişte çokça sorgulanan ve sizleri de çok rahatsız ettiğini bildiğim, "Çarşı - yönetim" iddialarını boşa çıkarmak içir tarihi bir fırsat elinizdedir. Bu fırsatı harcamamanızı tavsiye ederim.
En azından o Denizli maçında dayak yiyen Beşiktaşlılar için...isterim.
Benim duruşum ise şudur: Statta iki elimi havaya kaldırır ve çapraz sallarım:
YETER DEMİRÖREN
Etiketler:
çarşı,
Fenerbahçemiz,
Serendipity,
şike,
Yıldırım Demirören
4 Kasım 2011 Cuma
Kiev maçı öncesi eski açık...
Etiketler:
2011-2012 Avrupa Ligi,
Kiev,
Serendipity
31 Ekim 2011 Pazartesi
Kulüpte birileri var sanki
Pazartesi mesaisine başlarken, yumuşak bir geçiş olsun diye orayı burayı kurcalarken, Türkiye Bilişim Derneği Bilişim Dergisi'ne kulüp tarafından gönderilmiş bir Bilgisayar Teknolojileri yazısı dikkatimi çekti.
Yazı genelinde genel geçer kabullerin dışında önemli katkılar bulunmasa da birilerinin bu konuda kalem oynatması bile sevindirici geldi bana. Yazıya şuradan da ulaşabilirsiniz: http://www.bilisimdergisi.org/index.php?sayi=son
Kullanılan imajlar ne alaka anlamadım ama olsun...
Beşiktaş J.K.: Kulüpler artık hiç olmadığı kadar yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duyuyor
“Dosya” sayfalarımız için iletişime geçtiğimiz spor kulüplerimiz arasında Beşiktaş (BJK) Spor Kulübü yetkilileri, gönderdikleri yazı ile katkıda bulundu. Sporda BT’nin halen gerektiği kadar kullanmadığına dikkat çeken Beşiktaş, futbol takımında birtakım teknolojik yeniliklerden yararlanıyor, sporcu sağlığı ve gelişimine ilişkin test ve ölçümler yapıyor. Gerek kurum ile müşteriler arasındaki ilişkilerin tesisi ve yönetimi, gerekse tüm kurumsal faaliyetlerin konsolidasyonu ve analizi için spor kulüplerinin yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duyduğuna işaret eden BJK’da, fonksiyonel departmanlar ve sportif branşların ihtiyacı olan yazılımlar, BT bölümünce geliştirilip kullanıma sunuluyor. Oluşturulan Ar-e grubu ise maç analizleri ve video programlarını kullanıyor.
Önümüzdeki yıllarda sporda BT kullanımının olmazsa olmaz noktasına geleceğine dikkat çeken BJK’da, fonksiyonel departmanlar ve sportif branşların ihtiyacı olan yazılımlar, BT bölümünce geliştirilip kullanıma sunuluyor.
BT, sporu ve sporcuyu daha kolay hedefe ulaştıracak ve hatta hedeflerin büyümesinde çok önemli rol oynamaktadır. Sporun içerisinde BT kullanımı olmazsa olmaz noktasına gelecektir diye düşünüyoruz. Teknolojinin gelişimi hayatımızda bir çok değişime, yeniliğe yol açtığı gibi sporsal alanda da, gelişime, değişime ve ilerlemeye yol açmaktadır. Birçok spor branşında sporcu yetiştirilmesinin yanı sıra spor dallarında yeni rekorların kırılması, sporcuların daha az sakatlanmaları sakatlandıkları takdirde yaptıkları sporlara geri dönme süresi kısalmaktadır. Örneğin yüzme sporunu ele alırsak gerekli ergojenik yardımcılar sayesinde (sürtünme azaltıcı mayolar) ulaşılması güç rekorlar kırılmıştır. Yine futbolda yapılan biyomekaniksel testlerde oyuncunun topa vuruş açılarının ağırlık merkezine göre hesaplanarak daha doğru duruş ve açılarla en iyi performansı göstermesine yardımcı olmaktadır. Şu an BT pazarının olması gerektiği kadar çok kullanıldığı söylenemez ama kullanımın hızla yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Önümüzdeki 3-5 yıllık periyotlarda BT kullanımı daha belirgin hale geleceğini düşünmekteyiz. Bilindiği üzere profesyonel spor artık bir endüstri haline gelmiştir. Sporcularda bu endüstride en önemli yere sahiplerdir. Sporcuların sağlıklarının korunması doğrudan performansını etkileyecektir. Bu yüzden ergojenik yardımcılara ayrılan maddi destek artmakta sporda bilişim teknolojisi gelişmektedir. Çok değil bundan 10 yıl önce bir futbolcunun bacak kırılması en az 9 ay sahalardan uzak kalmasına sebep oluyordu fakat artık gelişmiş teknolojinin sayesinde kırılan bölgeye oksidasyon uygulanarak bu süre hemen hemen yarı yarıya indirilmektedir. Ülkemizde dünyada olan gelişmeleri yakından takip etmektedir. Spor alanında üniversitelerin açılması bölümlerin branşların arttırılması bu alana duyulan önemi belirtmektedir. Federasyonların dünya federasyonları ile yapmış oldukları interaktif eğitimler ile yetiştirilen antrenörler ve sporcular bu pazarın devamlı aktif olmasını ve gelişimin devamlı olmasını sağlamaktadır.
Kulüp ve federasyonların yaklaşımları
Özellikle hedefleri olan büyük kulüplerin BT kullanımı konusunda daha aktif olduğunu söyleyebiliriz. Federasyonlarımızın da özellikle milli takımlar departmanlarında BT den çok yoğun olarak faydalanıldığını biliyoruz. Milli takımlarımızda bilgiye çabuk ulaşabilmek ve bu amaçla teknolojinin kullanımı vazgeçilmez büyüme ve gelişme unsurudur. Spor alanında bizden önde olan ülkeler bilişim teknolojisine olan önemi gerektiği kadar göstermektedir. Örneğin A.C. Milan kulübü transferlerini yapmadan önce futbolculara diğer kulüplerden farklı olarak bazı özel testlere sokmaktadır. Futbolcudan ileriki yıllarda kâr edip edilemeyeceğini araştırmakta günlük performansa göre transfer yapılmamaktadır. Ancak ne yazık ki ülkemizde saman alevi gibi parlayan sporculara ödenen uçuk fiyatlar kulüplerin bütçesini sarsmakta sporun gelişimini engellemektedir. Bilişim teknolojisinin gelişimiyle federasyonların maçlardaki güvenliği arttırmasından, sporcu yetiştirilmesine kadar birçok alanda etkinliği artmıştır.
Sporda insan kapasitesinin yükseltilmesinde BT kullanımı
Artık kişiye özel çalışma programlarının kullanıldığı ve uygulandığı sporumuzda BT kullanımı ile sporcu kapasiteleri çok üst düzeylere çıkabilmekte ve bunun takım üzerindeki olumlu etkilerini maksimize etmeye çalışılmaktadır. Mevcut yapılmış bilimsel testler, yetenek seçimlerinde kullanılan testler, polar saatlerle yapılan antrenmanlar, kullanılan istatistiki veriler, maçlarda ve antrenmanlarda kullanılan edit işlemleri ile oyuncuların performansları ve rakip takımların hücum ve müdafaa sistemlerinin gösterilmesi, fiziksel uygunluğun yaptığı sporda kullanımı ve vücut kontrolünün bilimsel programlar kullanılarak kontrol altında tutulması (BKİ Vücut kitle endeksi) gibi daha sayabileceğimiz birçok detaylarda BT kullanımı zorunlu hale gelmiş, sporun ve sporcunun performansının üst düzeye çıkarılmasında kullanılmaktadır. Artık oyuncular, antrenörler ve kulüpler istediklerinde İnternet, mobil, vs. uygulamalarla bu bilgilere çok çabuk bir şekilde ulaşabilmekte ve anında uygulayabilmektedir. Bunun yanı sıra kendilerini diğer dünya ülkeleri ile kıyaslayarak çağın neresinde olduklarını da BT kullanımı ile görebilmekteler. Başta da söylediğimiz gibi bilişim teknolojisi spor ve sporcu gelişimini etkileyen en önemli unsurdur. Teknolojinin gelişimi yüzme branşında sürtünmeyi engelleyen mayo, 100 m. Koşularında sprinterlerin sürtünmeyi arttıran ve çekme kuvvetini arttıran ayakkabıları, futbolda polar saat kullanımının ve daha bir çok testin arttırılmasıyla sporcunun yorgunluk kapasitesini öğrenmeyi kolaylaştırması ve daha birçok branşta sporcuların beslenme ve diyet kontrollerini en iyi şekilde yapmasını sağlamaktadır.
Spor ve bilişim konusunda gerekli uzmanlıklar
a) Sporun ve Bilişimin Ekonomisi ve Gelişimi,
b) Halkla ilişkiler, Pazarlama ve Yaygınlaştırma,
c) Sistem Yönetimi ve Marka Değeri,
d) Finansal Hizmetler,
e) Toplam Kalite Yönetimi ve Personel Eğitimi,
f) Sağlık Kurulu,
Sonuç olarak BT kullanımı hayatımızın belki de farkında olmadan vazgeçilmezi olmuş ve gelişimimizin aynası olmuştur. Gerçekte daha bilinçli ve yönlendirerek BT kullanımı ile çok daha başarılı sonuçlara ulaşılabileceğinden eminiz. Spor ve bilişim konusunda, ergojenik yardımcılar, analistler, beslenme ve diyet uzmanları, kondisyonerler, bilgisayar uzmanları, uzman kişilerdir. Beşiktaş kulübünde futbol takımında kullandığımız birtakım teknolojik yeniliklerden yararlanıyoruz. Sporcu sağlığı ve gelişimi anlamında testler ve ölçümler yapılıyor. Bir Ar-e grubu oluşturduk; maç analizleri ve video programları kullanmaktayız.
BT bölümlerinin kulüplere ve spora katkısı BJK bünyesinde, bilişim teknolojilerinin nitelik ve nicelik olarak kullanımı, ülke geneli ve ortalamasının oldukça üzerindedir. 2000 yılından başlayarak sağlanan teknolojik gelişmeler ve kulüplerde kurumsallaşma bilincinin artması sayesinde sporda BT kullanımı gittikçe yaygınlaşmaktadır. Spor sektöründe de; ticari, mali, idari ve sınai faaliyetlerin yürütülmesinde BT kullanımı, diğer sektörlerden daha farklı değildir. Hatta spor sektörünün birbirinden farklı ilgi alanlarına yoğunlaşması sonucu, BT kullanımının yaygınlaşmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Tüm bu standart uygulamalardan farklı ve ilave olarak, bu sektörün ana teması olan sportif faaliyetlerin de izlenmesi ve değerlendirilmesi, otomasyon olmadan yapılabilecek bir iş olma sınırını çoktan aşmıştır. Özellikle performans değerleme, istatistik ve sayısal analiz söz konusu olduğunda sportif branşlar için geliştirilmiş özel yazılımlar kullanmak kaçınılmaz bir olgudur.
BT bölümleri bir hizmet grubu olarak, tüm kurumsal fonksiyonel bölümler gibi sportif branşların da BT kullanımını desteklemek, kolaylaştırmak ve hatta zorlamak durumundadır. Gerekli yazılımların ve donanımların temini ve tesisi ile kullanıcı eğitimlerinin sağlanması ve gerekli yazılım kütüphanelerinin oluşturulması konusunda da BT bölümleri yönlendirici olmak zorundadır. BJK bünyesinde, fonksiyonel departmanların olduğu kadar sportif branşların da ihtiyacı olan yazılımlar BT bölümü tarafından geliştirilmiş ve kullanıma sunulmuştur.
Artan rekabet ortamında, tüm diğer ticari kurumlar gibi sportif kurumların da kurumsal sürekliliklerinin devamı için müşterilerini memnun etmek zorunluluğu vardır. Gerek kurum ile müşteriler arasındaki ilişkilerin tesisi ve yönetimi için ve gerekse tüm kurumsal faaliyetlerin konsolidasyonu ve analizi için, artık spor kulüpleri eskiden hiç olmadığı kadar yönetsel bilgi sistemlerine ihtiyaç duymaktadır. BT bölümleri BJK’da olduğu gibi bu yapıları da kurmakla ve yönetmekle yükümlü olmalıdır.
Etiketler:
Bilişim,
Serendipity,
TBD
23 Eylül 2011 Cuma
Kill Quaresma
Bursaspor 1 - 2 Beşiktaş
Serendipity - Bu akşam sonucu beklenmedik Bursaspor maçının ardından eski
ama yeni bir tartışmanın içine düştük. Quaresma söz konusu olduğunda benim de
duygularım dört bir penceresi açık cereyan yapan bir oturma odası gibi. Her bir
pencereden bir rüzgar esiyor ve duygularımı oradan oraya uçuruyor. Ha, bu arada
görüşlerine değer verdiğim pek çok futbol okur yazarı kadar “rasyonel”
olamıyorum.
Quaresma, unutulmasın ki, pek çok medyatik ve yanlış
transferlere imza atan Demirören yönetiminin transferi değildir. Beşiktaş taraftarı
iki yıl boyunca Q7 transferi için yönetimi adeta ablukaya almıştır. Yönetim popülist
bir davranışla bu rüşveti vermiştir taraftara. Alves’in Athletico Madrid
tarafından 500 Euro’ya alındıktan bir gün sonra Beşiktaş’a bonservisinin yarısı
karşılığında 3 milyon Euro’ya satıldığını bugün öğrendim, örneğin. Q7 böyle bir
transfer değildir.
Q7 eleştirileri neredeyse aynı noktada birleşiyor: takım
için oynamıyor, kendine oynayarak takımı bozuyor! Bu yanlış bir saptama olmasa
da örneğin, Fernandez’in Maccabi maçında ceza yayı önünde övgülerle alkışlanan
top kaldırmaları, üç kişinin arasından çıkmaları ne kadar takım oyunu
dahilindedir, sormak lazım. Burada Fernandez’i kurtaran bu spektaküler hareketlerin
başarıyla sonuçlanmış olması mıdır, evet öyledir. Simao’nun vücut vücuda
mücadelelerden yılmasının takım oyununu sekteye uğrattığını söylemek abartılı
mı olur? Almeida’nın her on pozisyonun sekizinde ofsaytta beklemesini nasıl
açıklamalıyız? Ya da müthiş kesici olarak övülen Toraman ya da Egemen’in
önlerine düşen topu, beş metre ilerideki orta saha oyuncusuna değil de Allahverdi’ye
asılmaları takım oyununu destekleyen hamleler mi?
Q7’nin ciddiyetsiz oynadığına ilişkin eleştiri de ikinci
sırada geliyor. “Takımı yenikken kıçıyla top tutmaya çalışan adam” eleştirisine
belli bir bağlamda katılmamak mümkün değil. Ama o bağlamın nasıl bir bağlam
olduğunu da iyice sorgulamak gerek. Takımınız yenilebilir; ama oyuncularınız
futbolun güzel oyun olma niteliğine katkıda bulunacak biçimde “şov” yapabilir. Neyin
peşindeyiz, her hafta üç puanı cebe indirmenin mi yoksa oyunu güzel oynamanın
mı? Her şeyi kazanç’a indirgeyince kaçınılmaz olarak üç puan eşittir başarı o
da eşittir para, denklemini onaylamış oluyoruz. Kusura bakılmasın kimse de
yanlış anlamasın, ezbere bir “endüstriyel futbol eleştirisi” geyiğine sardırmak
niyetinde değilim.
Q7 yetenekli ama faydasız bir adam olabilir, takımına
faydası olmadığı gibi zararı da dokunuyor olabilir; ama allah aşkına söyleyin, futbol
dediğimiz şeyin seyirlik bölümü bir çuval keçiboynuzundan çıkan bir kaşık bal
değil midir? Beşiktaş’ın son iki sezondaki jeneriklere konu olacak
pozisyonlarının futbolculara dağılımı nedir? Yanıt vereyim, bu akşam İsmail’in attırdığı
iki güzel golü görmezden gelirsek, iki adet Guti ara pası geri kalan hepsi
Quaresma trivelaları, kıçıyla top durdurmaları, bacak araları vs’dir. Ha, tüm
bunların takımın artı bakiyesine katkı yapmadığını söylerseniz bunu anlarım;
ama o artı bakiyenin sağlanmasında en büyük emeği vermiş adam, İbrahim Üzülmez
bu takımdan kovulurken pek çok arkadaşım neredeydi? Metin-Ali-Feyyaz’dan sonra
bu takımın gerçek efsanelerinden birisi olmaya Pascal’dan daha fazla adaydı
Üzülmez. Önce terlik kavgası ardından da yumruklama sonucu evlere şenlik bir
basın toplantısıyla gönderilen Üzülmez’in ardından Kazan’da toplanıp Akaretler’e
yürümeyen taraftarın bugünkü Quaresma’ya eleştiride bulunması bana fazlasıyla “sentetik”
geliyor. Bu sentetiklik teknik açıdan bakıldığında iş görebilir. Ama futbola “teknik
bakış”ın Demirören yönetimiyle herhangi bir farkı olmadığını düşünüyorum.
Bu tekniğin karşısına ruh’u koyarsak Quaresma’nın Pascal’dan
daha fazla Asi Ruh olduğunu söyleyebilirim. Gole gidebilecek yolda daha
güzelini, büyüleyicisini yapmak dışında oynayamayan bir adamdan söz ediyoruz. Başka
türlüsünü beceremiyor adam. Ve emin olun Q7’nin Beşiktaş’la işi bittiğinde onu üçüncü
sınıf filmlerde, kötü yarışma programlarında, reklamlarda görmeyeceğiz. Geldiği
gibi gidecek, ben onda bu ruhu görüyorum yani asil bir tarafı olduğunu
düşünüyorum.
Quaresma’yı öldürmeyin, lütfen!
Etiketler:
2011-2012 Sportoto Süper Lig,
Bursaspor,
İbrahim Üzülmez,
Quaresma
15 Eylül 2011 Perşembe
Nefesine Kuvvet
Beşiktaş 5 - 1 Maccabi Tel Aviv
Serendipty - Maç öncesi gerim gerim gerilen ortam tribünlere sirayet etmedi. Eski Açık'a gelen 10-15 kişilik bir grup bir süre huzursuzluk yarattıysa da taraftarın tepkisiyle pasifize edildi.
Maç boyunca takım aman aman ışık vermese de "gol yollarında" mahir göründü. Aylar sonra biraz olsun sevindik nihayet. Skorboard mutluluğuydu bizimkisi, ama olsun iyi geldi. Nihayetinde Beşiktaş'ın kötü ellerde kötü yönetildiğini unutmuş değiliz.
Benim için mutluluk daha maça gelmeden Kazan'ın önündeki kaldırımda başladı. İşte başlığın ve mutluluğun kaynağı: NEFESİNE KUVVET kızanım :)
Etiketler:
2011-2012 Avrupa Ligi,
İsrail,
Maccabi,
Tel Aviv
10 Eylül 2011 Cumartesi
Alternatif bir kahvaltı tarifi
Eskişehirspor 2 - Beşiktaş 1
Serendipity - Bir domates ve 60 gr.
peyniri küp küp dilimleyin. Küpler çok küçük olmasın, iki adet okey zarı
büyüklüğü iyidir. Bir çorba kâsesi ya da büyücek bir kup'a doldurun. Altı ya da
yedi tane siyah zeytini ilave edin. Üzerine biraz tuz biraz da kekik ekleyin,
ben son zamanlarda biraz da sumak koyuyorum. Sonra dövdüğünüz bir diş sarımsağı
bir çay bardağına boşaltın ve üzerine bir parmak kadar limon ile üç parmak
zeytinyağı ekleyin ve bir çay kaşığıyla karışım beyazımsı bir hal alana kadar
karıştırın. Sonra bu güzel sosu domates, peynir, zeytinli tasa boca edin.
Güzelce karıştırın ve afiyetle yiyin. Yumurtaya hayır, beyaz peynire evet diyen
vejetaryen arkadaşlar için alternatif bir kahvaltı tabağıdır bu. Arzuya göre içine
biraz da -çok olmasın- yeşil soğan doğranabilir; ama asla kuru soğan değil.
Olmuyor.
Olmuyor demişken... Eskişehir-Beşiktaş maçı mı?
Olmadı tabi.
Sorun bugünkü 11'de miydi, hocada mıydı, yoksa
olumsuz hava ve saha şartlarında mıydı? Ne o ne o ne de o.
Sorun bu aralar 7,5 yılını dolduruyor. Önce
Fener'in eskilerini, şimdilerde ise Juan Figer'in parlattıklarını takıma
dolduran bir yönetim anlayışımız var. Transfere karşı değilim elbette, yerli -
yabancı topçu gibi bir ayrım da yapmıyorum. Ama şöyle bir hassasiyetim var, bir
kulübü ya bir işletme gibi yönetirsin ya da bir kulüp gibi. Beşiktaş
yöneticileri bir işletme gibi yönetmeye yeminli görünüyorlar. Bu yöneticilerin
başta Yıldırım Demirören'in "işletme" anlayışlarının ders niyetine
üniversitelerin ilgili bölümlerinde okutulmasını öneriyorum.
Başarı parolasıyla geldikleri yönetimde 7,5 yıla
sığan bir şampiyonluk (M. Denizli'nin hakkını vereyim), üç-dört Türkiye kupası
dışında herhangi bir başarı yok; kazanılan o kupaların nasıl kazanıldığına
ilişkin de ciddi bir soruşturma yaşanıyor. Ama borç 7,5 kattan fazla artmış.
Sahada başarılı değilsin, bütçen fena halde açık vermiş... İyi ki, benim
şirketimde genel müdürlük yapmıyorsunuz... Neyse daha fazla kafa ütülemeye
gerek yok. Herkesin bildiği, gördüğü şeyler bunlar.
Bu da böyle bi post olsun işte.
Etiketler:
2011-2012 Sportoto Süper Lig,
Eskişehir,
Serendipity,
Yıldırım Demirören
15 Temmuz 2011 Cuma
Dinle başkan: Biz neredeysek Süper Lig orasıdır!

Simurg'u bilir misin?
Serendipity - Biz neredeysek Süper Lig orasıdır. Ama senin olduğun her yer, kestirmeden, tecimhaneden öteye gitmez. Sen tecimenliğinle biz taraftarlığımızla mevcudiyet bulmuşuz şu dünyada.
Güzel futbol dışında hiçbir beklentisi yoktur taraftarın. Başarı sadece güzel futbolun meyvesidir. Ha, bir yıl don vurur, dolu döker çiçekleri meyveleri toplayamazsın. Olsun seneye yine aynı heyecanla yeniden başlarsın bahçeni yeşertmeye. Çünkü kırk kuşun derdi Simurg'a ulaşmak olsa da kuşlar sonunda anlamıştır; aslolan 'yol'un kendisidir. O yolu kat eden her bir kuş Simurg olur sonunda. Taraftar bunu bilir. Uzun bir yola çıktığını, bu sabah olmazsa öbür sabah menzile ulaşacağını düşünür hep. Menzili kendisine çekmeye çalışmaz. Ona ulaşmak için çaba sarf eder.
Haysiyet yoksa şenlik de yok
Biz neredeysek Süper Lig orasıdır. Birinci, ikinci, üçüncü lig ya da küme, biz oradaysak şenlik yerine döner. Çünkü biz şenliğe dönüştüremediğimiz hiç bir yeri benimseyemeyiz. Maçı kazanmak için güzel futboldan, haysiyetli mücadeleden başka hiç bir yol mubah değildir. Bu da bizim esrimemiz için yeterlidir. Anlaman lazım be başkan, başarı bizim küçücük hayatlarımızda küçücük bir ayrıntıdır. Başarımız, dostların sırtımızı sıvazlamasıyla geçer gider. Ama şenlik; gece uyku tutmayıp "acep Feyyaz şimdi ne yapıyordur?" diye sabahlara dek gözünü tavana dikmektir be başkan. [Zeki Demirkubuz'a selam olsun]
2009 şampiyonluğu hepimiz için çok buruktu, bunun nedenini bir gün size uzun uzun anlatmak isterim başkan.
Çocuğunun rızkı bize on yıl yeter
Biz içeride/dışarıda maçlara giderken çocuğumuzun rızkından kesiyoruz. Kulübü borçlandırdığın paralara "çocuğumun rızkı" diyorsun başkan. O rızıkla kapalı, eski açık, yeni açık ve hatta deplasman seyircisi on yıl derdini unutur, biliyor musun?
Senin oğlanın rızkını ömür billah göremeyecek on binlerce oğul kirli bir savaşta göğe ağarken; biz tribünde onlara ağıt yakıyoruz. sen o sırada oğlana Ronaldo'dan imzalı resim almakla meşgul oluyorsun ya, o da çok koyan bir şey be başkan.
Bu bir şike yazısı değil aslında
3 topçuyla taraftarın gönlünü fethettiğin yazıldı son bir yıldır. Ben gönül kapısının anahtarını sana teslim etmeye razı tek bir taraftar görmedim hiç, bilesin. Ha, bindirilmiş taraftar yarattın gerçi son 6 yılda, onlarda da gönül olmadığından saymıyorum.
Son iki haftanın manşetiyle ilgili bir kelam etmeye gerek yok. Taraftar, "eğer dahlin varsa boynun altında kalsın" açıklamasını yaptı çoktan. Şunu unutma ki, bu soruşturmadan aklanarak çıksak bile; bu sizin de aklandığınız anlamına gelmeyecek. Çünkü Beşiktaş taraftarı, konuya bulaşan diğer takımların taraftarlarından ayrı olarak, dik durmaya devam ediyorsa, bunun bir nedeni var, başkan. Beşiktaşlılık duruşu maruz kaldığı; ancak def edemediği bir yönetimin bu soruşturmalar sonucu sonsuza dek bertaraf edilebilme olasılığını hiç çıkarmıyorlar akıllarından.
Yani size kupayı iade ettiren o dik duruş, size karşı bir duruştur aynı zamanda.
Hanemizde yasal mermili komiserler dolaşıyor diye hemhal olmadık seninle başkan. Gönlümüzdeki tahtı kırarak yerleşmenden bu yana geçen zaman hiçbir acıya merhem olmadı henüz. Küme düşmek dert değil; sen ve ait olduğun sınıfın zihniyetiyle yaşayıp gitmekten kötüsü ne olabilir be başkan?
Güzel futbol dışında hiçbir beklentisi yoktur taraftarın. Başarı sadece güzel futbolun meyvesidir. Ha, bir yıl don vurur, dolu döker çiçekleri meyveleri toplayamazsın. Olsun seneye yine aynı heyecanla yeniden başlarsın bahçeni yeşertmeye. Çünkü kırk kuşun derdi Simurg'a ulaşmak olsa da kuşlar sonunda anlamıştır; aslolan 'yol'un kendisidir. O yolu kat eden her bir kuş Simurg olur sonunda. Taraftar bunu bilir. Uzun bir yola çıktığını, bu sabah olmazsa öbür sabah menzile ulaşacağını düşünür hep. Menzili kendisine çekmeye çalışmaz. Ona ulaşmak için çaba sarf eder.
Haysiyet yoksa şenlik de yok
Biz neredeysek Süper Lig orasıdır. Birinci, ikinci, üçüncü lig ya da küme, biz oradaysak şenlik yerine döner. Çünkü biz şenliğe dönüştüremediğimiz hiç bir yeri benimseyemeyiz. Maçı kazanmak için güzel futboldan, haysiyetli mücadeleden başka hiç bir yol mubah değildir. Bu da bizim esrimemiz için yeterlidir. Anlaman lazım be başkan, başarı bizim küçücük hayatlarımızda küçücük bir ayrıntıdır. Başarımız, dostların sırtımızı sıvazlamasıyla geçer gider. Ama şenlik; gece uyku tutmayıp "acep Feyyaz şimdi ne yapıyordur?" diye sabahlara dek gözünü tavana dikmektir be başkan. [Zeki Demirkubuz'a selam olsun]
2009 şampiyonluğu hepimiz için çok buruktu, bunun nedenini bir gün size uzun uzun anlatmak isterim başkan.
Çocuğunun rızkı bize on yıl yeter
Biz içeride/dışarıda maçlara giderken çocuğumuzun rızkından kesiyoruz. Kulübü borçlandırdığın paralara "çocuğumun rızkı" diyorsun başkan. O rızıkla kapalı, eski açık, yeni açık ve hatta deplasman seyircisi on yıl derdini unutur, biliyor musun?
Senin oğlanın rızkını ömür billah göremeyecek on binlerce oğul kirli bir savaşta göğe ağarken; biz tribünde onlara ağıt yakıyoruz. sen o sırada oğlana Ronaldo'dan imzalı resim almakla meşgul oluyorsun ya, o da çok koyan bir şey be başkan.
Bu bir şike yazısı değil aslında
3 topçuyla taraftarın gönlünü fethettiğin yazıldı son bir yıldır. Ben gönül kapısının anahtarını sana teslim etmeye razı tek bir taraftar görmedim hiç, bilesin. Ha, bindirilmiş taraftar yarattın gerçi son 6 yılda, onlarda da gönül olmadığından saymıyorum.
Son iki haftanın manşetiyle ilgili bir kelam etmeye gerek yok. Taraftar, "eğer dahlin varsa boynun altında kalsın" açıklamasını yaptı çoktan. Şunu unutma ki, bu soruşturmadan aklanarak çıksak bile; bu sizin de aklandığınız anlamına gelmeyecek. Çünkü Beşiktaş taraftarı, konuya bulaşan diğer takımların taraftarlarından ayrı olarak, dik durmaya devam ediyorsa, bunun bir nedeni var, başkan. Beşiktaşlılık duruşu maruz kaldığı; ancak def edemediği bir yönetimin bu soruşturmalar sonucu sonsuza dek bertaraf edilebilme olasılığını hiç çıkarmıyorlar akıllarından.
Yani size kupayı iade ettiren o dik duruş, size karşı bir duruştur aynı zamanda.
Hanemizde yasal mermili komiserler dolaşıyor diye hemhal olmadık seninle başkan. Gönlümüzdeki tahtı kırarak yerleşmenden bu yana geçen zaman hiçbir acıya merhem olmadı henüz. Küme düşmek dert değil; sen ve ait olduğun sınıfın zihniyetiyle yaşayıp gitmekten kötüsü ne olabilir be başkan?
Etiketler:
Serendipity,
şike,
Yıldırım Demirören
30 Ocak 2011 Pazar
12 puan birer birer kapanmaz!
İBB 2 - Beşiktaş 1
Serendipity- Bu akşam üzeri klasik bir Olimpiyat seferinden daha döndük. İçeride dışarıda bileğini bükemediğimiz tek takım Belediye. İnönü'deki maçtan sonra erken gelen mağlubiyetin, Schuster Dayı ve takım için iyi bir uyarı olduğunu düşünmüştüm. Bugünkü maça bakan Polyanna da şöyle düşündü, Beşiktaş taraftarının ve camianın geri kalanının içinde yaşadığı peri masalı düşünden uyanmasını sağlamış olması iyidir.
Bugün 45'e kadar takım, beklediğimiz baskıyı kuramamış olsa da daha dengeli bir oyun oynadı. Cenk'in kurtardıklarına tezat yediği gol ne Abdullah Avcı'nın ne de Dayı'nın hesabında yoktu. Üstüne gelen kırmızı kart da üzerine tuz biber oldu.
Bugünkü maça bakıp da Beşiktaş'ın savunmasında zaaf görenlerin aklına şaşmama izin verin. 1-0 geriye düştükten ve 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş'ın kelle koltukta saldırmasından daha doğal ne olabilirdi ki. 12 puanlık farkı eriteceksen 1 puana razı olamazsın. Her maçta 3 puanı kovalamaktan başka şansın yok. Takım da bugün bu bilinçle saldırdı. Arkada verilen 4-5 pozisyon kaçınılmazdı. Bu pozisyonlarda Cenk'in nefis kurtarışları farkın açılmasını engellemekle birlikte bir gerçeği daha gösterdi, takım uzun zaman sonra en gerideki adamına çok güveniyor. Cordoba'dan sonra ilk kez oluyor bu.
Cenk'in yediği gol temiz Aurelio'nun kartı net. Ama Dayı'nın atılmasını anlamış değilim.
Son Not: Taraftarın içinde bulunduğu peri masalından uyanması konusunda söylediklerimi şöyle tamamlamak isterim. Tunus ve Mısır'da olanların Beşiktaş tribünlerinde herhangi bir yansıma yaratmamış olmasına çok takılıyorum. Fazlasıyla hayal alemine daldı taraftar.
Bugün 45'e kadar takım, beklediğimiz baskıyı kuramamış olsa da daha dengeli bir oyun oynadı. Cenk'in kurtardıklarına tezat yediği gol ne Abdullah Avcı'nın ne de Dayı'nın hesabında yoktu. Üstüne gelen kırmızı kart da üzerine tuz biber oldu.
Bugünkü maça bakıp da Beşiktaş'ın savunmasında zaaf görenlerin aklına şaşmama izin verin. 1-0 geriye düştükten ve 10 kişi kaldıktan sonra Beşiktaş'ın kelle koltukta saldırmasından daha doğal ne olabilirdi ki. 12 puanlık farkı eriteceksen 1 puana razı olamazsın. Her maçta 3 puanı kovalamaktan başka şansın yok. Takım da bugün bu bilinçle saldırdı. Arkada verilen 4-5 pozisyon kaçınılmazdı. Bu pozisyonlarda Cenk'in nefis kurtarışları farkın açılmasını engellemekle birlikte bir gerçeği daha gösterdi, takım uzun zaman sonra en gerideki adamına çok güveniyor. Cordoba'dan sonra ilk kez oluyor bu.
Cenk'in yediği gol temiz Aurelio'nun kartı net. Ama Dayı'nın atılmasını anlamış değilim.
Son Not: Taraftarın içinde bulunduğu peri masalından uyanması konusunda söylediklerimi şöyle tamamlamak isterim. Tunus ve Mısır'da olanların Beşiktaş tribünlerinde herhangi bir yansıma yaratmamış olmasına çok takılıyorum. Fazlasıyla hayal alemine daldı taraftar.
Etiketler:
Serendipity
22 Aralık 2010 Çarşamba
Feliz cumpleaños!

Feliz cumpleaños! Te deseo un nuevo inicio para cada día y un final feliz para cada noche.
Doğum günün kutlu olsun. Her gününün yeni bir başlangıç her gecenin mutlu bir son olması dileğiyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











