25 Ekim 2010 Pazartesi
İlk çeyrekte skor balans kart
24 Ekim 2010 Pazar
Tribünde düşmalığa hayır da...!
22 Ekim 2010 Cuma
Futboldan mı kopuyorum, bir kısım taraftardan mı?

Serendipty - Bu akşam Porto karşısında geleneksel yenilgimizi aldık. Yener miydik? Maça iyi başlamıştık, Nihat ilk pozisyonda (5. dakika) o son vuruş becerisini gösterse, bir kaç dakika sonra Bobo, Nihat ve Nobre 3 saniye içinde 3 vuruşu defansa çakmasa, en azından yenilmeyebilirdik.
Ama bugün bir galibiyet alsak bile makus talihte ne değişirdi ki? Porto iki yıl önceki takımdan bambaşka bir tertibe sahip ama Porto yine Porto. Biz de geçen iki yıla göre başka bir takımız; ama yine biz biziz. Demek ki, bu işi bugünden yarına olmuyor. Dahası kerpiç evi yıkıp konak yapsan bile yine balkon demrine çamaşır asma geleneğini bir anda terkedemiyorsun.
Maçın daha başında hata yapan bir topçuya dümdüz giden taraftar kisvesindeki deşarj makinelerinin arasında maç seyretmek yerine kimseyle dalaşmamak için kendime "angry management" telkinlerinde bulunuyorum. Maç boyunca Hakan'a sövenlerin, Zapo'ya ilişkin herhangi bir eleştiride bulunmamaları da bu abilerin futbolla ne kadar ilgileri olduğunu gösteriyor aslında.
Ali Kuçik ilk kez forma kapmış, Şeref Bey'in İnönü'sünde arzı endam etmiş. bu gencecik çocuğa bile ilk top kaybında homurdanan bir kütleyle maç seyretmek zul geliyor insana. Neyse ki, aklı başında tribün abileri de yok değil. Tribün'ü hala tercih edilir kılan da bu.
Maç konusunda yazılacak hem çok şey var hem de hiçbir şey yok. Azimli, gol kovalamaya çalışan ama yetenekleri kısıtlı bir takım vardı bugün sahada. Rakipte ise istikrar ve zeka vardı. işin özeti bu.
Ben yine de güzel bitireyim yazıyı, Etoo'ya açılan pankart, ne iş? dedirtse de güzeldi. Ondan daha güzel olan 3. golden sonra tüm İnönü'nün Hulk'u alkışlaması içimi ısıttı biraz. İki yıl önce de burada Q7'yi alkışlamıştık. Kimbilir, belki.
17 Ekim 2010 Pazar
Nobre'nin bu gece gol atacağına inancı yüzde kaçtı?

Kahraman öldü...
30 Temmuz 2010 Cuma
Sanki Efes Plzen
Serendipity - Dünkü Fenerbahçe maçından sonra, işyerinde en takdir gören adam bendim. Fenerbahçeli arkadaşlar bu yıl Beşiktaş kombinesi almaktan söz ediyordu. Her ne kadar enseyi karartmayı gerektirecek bir durum olmasa da, hafiften "bu ne ya!" tadına geldim bu akşam.
İlk yarı biterken gözüme kestirdiğim üç zayıf halka vardı, Ernseto'ya yardım etmediği için Delgado, Sağ tarafta çimlerde iz bırakmadığı için Hilbert ve Bursa maçında başlayan düşüşünü atlatamamış olan ve gereksiz hırçınlık gösteren Toraman.
Ama Shuster için zayıf halkalar başkaydı. İlk halka Nihat oldu. Şaşırdım açıkçası. Bir de Luce geldiği yıl böyle şaşırmıştım. Demek ki adam boşuna teknik direktör değilmiş. Nihat - Necip değişikliği ilaç gibi geldi takıma. Hilbert - Tabata değişikliği de verimli sonuç verdi.
Ama yine de semi-ciddi ilk sınavdan çaktı bugün takım. Umarım dedikleri gibi, bu aksaklıklar ilerisi için bir ders olma özelliği taşıyordur.
5 Haziran 2010 Cumartesi
Canın Sağolsun Denizli
Hocalığını sabahlara kadar tartışabilirsiniz. Kah tutan kah tutmayan kehanetlerini de bira-çerez sohbetlerinde köpürtebilirsiniz. İnkar edilemeyecek gerçek, Denizli'nin Beşiktaş'a tarihinin en kötü yönetimi sırasında geldiğidir. İki yıldan biraz daha kısa br süre boyunca görev yaptığı Beşiktaş'ta yönetimi Akaretler'e göndermesi ve tüm bir vitrine yerleşmesi, kulübü büyük bir çöküşten korudu. Daha doğrusu çöküşü olabildiğince geciktirdi. Bugün eğer gerçekten kalbi tekliyorsa, bunun sorumlusu Beşiktaş yönetimidir.

